Birazoku.com sitesinde de kitapların ilk sayfalarından biraz okuyabilir, satın almadan önce fikir sahibi olabilirsiniz. Devamı »

Yazar ya da yayınevi iseniz kitaplarınızı ücretsiz yükleyin!

Facebook’ta Beğen

İbn Hazm, hayatının aşk acısı bakımından en verimli devresi olan otuz-otuz beş yaşlarında kaleme aldığı Tavkul-Hamâme ile sevgi psikolojisi alanında yüzyıllar boyu eskimeyen bir şaheser ortaya koymuştur. Güzeller güzeli Numa duyduğu aşkın erken gelen ölümle katmerlenmesi, belki de bu şiir ve öyküleri böylesine okunur kıldı. İnsan merak ediyor; Num hayatının baharında bu dünyadan ayrılmasaydı, acaba bu kadar güzel, ama bir o kadar da hüzünlü anlatılar doğar mıydı?

Güvercin Gerdanlığı: Klasik Arap edebiyatında aşkın dili.

***

GÜVERCİN GERDANLIĞI
Aşka ve Âşıklara Dair

GİRİŞ1

Eserime en güzel biçimde Allah’a hamd ederek başlarım. Selam, kulu ve elçisi Muhammed’in, O’nun ailesinin, arkadaşlarının ve bütün peygamberlerin üzerine olsun!

Allah, beni ve seni şaşkınlığa düşmekten korusun. Gücümüzün üstünde bir sorumluluğu bize taşıtmasın. Güzel yardımıyla, kendisine itaat etme yolunu gösteren bir rehber göndersin. Bizi günahlardan uzak tutacak bir edep versin. İradelerimizin zaafı, kuvvetlerimizin azlığı, bedenlerimizin güçsüzlüğü, fikirlerimizin şaşkınlığı, seçimlerimizin yanlışlığı, anlayışımızın kıtlığı ve arzularımızın sapkınlığıyla bizi baş başa bırakmasın.

Elmeriye’den mektubun bana Şatibe’deki evimde ulaştı. İyi olduğunu söylemişsin, çok sevindim ve bunun için hamd ettim Allah-u Teâla’ya. Sana olan iyiliklerinin devam etmesini ve daha fazlasını vermesini diledim. Sonra çok geçmeden şahsen de gördüm seni. Aradaki uzun mesafeye, birbirimizden uzak yerlerde oturuyor olmamıza, yoldaki tehlikelere ve zorluklara rağmen beni ziyaret ettin. Oysa bu zorlukların hiçbiri olmadığı halde, özlemini susturan, anılarını unutan ne çok insan var. Yalnızca senin gibi vefalı kimseler geçmişe dayalı hukuka, güvenilir dostluğa, çocukluk arkadaşlığına ve Allah için olan içten sevgiye değer veriyor. Bu yüzden aramızdaki bağı Allah pekiştirdi. Biz O’na övgülerimizi sunuyor, şükrediyoruz bundan dolayı.

Diğer mektuplarında yazmana alışık olduğum şeylerden daha farklı konulardı bu kez yazdıkların. Sonra –yanıma geldiğinde– gayeni açıklayıp aklından geçenleri bana anlattın. Sen, aynı sendin hâlâ; sevincine kederine beni ortak eden, gizlisini açığını benimle paylaşan karakterde. Sana duyduğum muhabbeti kat kat artıran şey, işte davranışlarını yönlendiren bu gerçek sevgidir.

Amacım, yalnızca onun bu içtenliğine karşılık verebilmektir kendi hesabıma. Bununla ilgili olarak, arkadaşım, Ubeydullah bin Abdurrahman bin el-Mugire bin Emiri’l Müminîn en-Nâsır’a, Allah rahmet etsin, hitaben yazdığım uzun bir şiirden aşağıdaki dizeleri naklediyorum:

Sana olan sevgimde hiçbir leke yoktur
Oysa bazılarının aşkı yalnızca seraptır
İçtenliğimi açıkça gösterdim sana hep
İçimde aşkın bir nakış, apaçık bir yazıdır
Olsa ruhumda başkası, söküp atardım
Derisini kendi ellerimle yırtardım
Senin aşkından gayrı ne bir dileğim vardır
Ne de sözlerimde sana sevgimden başkası
Bunu elde edersem, tüm dünya ve insanlar
Gözümde bir toz ve bir sinek kalabalıklar

Allah seni daima onurlandırsın! Aşkın niteliği, içinde barındırdığı anlamlar, nedenleri ve belirtileri hakkında bir kitap yazma sorumluluğunu omuzlarıma yükledin. Ama bunu tamamen gerçeğe sadık kalarak, bir şey eklemeden ve değişik bir hale sokmaksızın yapmamı; anımsayabildiğim kadarıyla her şeyi aynen yaşandığı ve aktarıldığı gibi anlatmamı istedin. Ben de senin dileğini yerine getirmek için hemen kolları sıvadım. Ama eğer reddedemeyeceğim senin şu talebin olmasa, asla bu işi üstlenmezdim. Çünkü, kısa ömürlerimizi israf etmeyip2 âhiret mutluluğu ve güzel bir yarın ümidiyle hareket etmemizin daha yerinde bir davranış olduğu düşünülürse, bundan muaf olduğumuz anlaşılır. Ama, Kadı Humam bin Ahmed bana, Yahya bin Malik bin iz’in Ebû Derda’ya isnat ederek3 kendisine aktardığı şu sözü nakletmişti: “Gerçeği ve doğruyu daha iyi anlamanıza yardımı olması için, ara sıra geçici şeylerle uğraşarak ruhlarınızı dinlendirin.” Eski iyi insanlar der ki: “Gençliğinde güzel şeyler yapmayan, yaşlılığında da yapmaz.” Ve bir eserde şöyle diyor: “Ruhlarınızı rahatlatıp dinlendirin, çünkü demirin paslandığı gibi onlar da paslanır.”

Bu bana yüklediğin görevi yerine getirirken; şahsen tanık olduğum, ilgimi çeken ve çağdaşlarım arasında güvendiğim insanların aktardıkları olaylardan bahsetmek kaçınılmaz oldu. İsim vermeksizin kinaye yoluyla anlatacaklarımdan ötürü beni bağışla. Eğer isim verirsem, ya haddimize olmayan bir kusuru açıklamış oluruz veyahut sevdiğimiz bir arkadaşı ya da değerli birini kollamak durumunda kalırız. Bu durumda, isminin açıklanmasının ne kendisine ne de bize bir zararı dokunmayacak olan kimselerin adını vereceğim. Zaten herkesin bildiği bir olayı saklamanın kimseye bir yararı olmaz ve ismi anılan kişi artık bunu yadsımadığından haberinin açığa vurulması onu rahatsız etmez.

Tanık olduğum şeyler hakkında yazdığım şiirleri de bu kitabıma alacağım. Umarım ne sen, ne de bunları okuyan bir başkası, kendi şahsından söz edenlerin yolunu izleyeceğim için beni kınamaz. Nitekim bu, şiir yazmakla özdeşleşmiş olanların izlediği bir metottur. Dahası dostlarım, başlarından geçen olaylarda takınmış oldukları tutumla ilgili sözlerimden ötürü beni yargılayacaklardır. Bu yüzden sana, kendi başımdan geçenleri ve benzer olayları aktarmakla yetineceğim.

Kitabımda, senin arzu ettiğin ölçülere riayet etmeye4 çaba gösterdim. Yalnızca şahsen gördüklerimi ya da güvenilir kimselerden duyduklarımı aktarmayı sorumluluğumun gereği saydım. Tutumları bizimkinden farklı olan Bedevi Arapların ve eskilerin öykülerinden dolayı beni mazur gör. Onlar hakkında aktarılan hikâyeler çoğaldı. Ama, ne başkasının bineğine binmek, ne de ödünç alınan erdemlerle övünmek benim üslûbumdur…

Bağışlayan ve yardım eden Allah’tır. O’ndan başka Rab yoktur.

KİTABIN BÖLÜMLERİ
Bu kitabımı otuz bölüme ayırdım.
On tanesi aşkı doğuran nedenler hakkındadır.
Sırasıyla şöyle:
Aşkın mahiyeti.
Aşkın belirtileri.
Rüyada âşık olanlar.
Bir tarif ile âşık olanlar.
Bir görüşte sevenler.
Uzun görüşmelerden sonra âşık olanlar.
Sözlü ima.
Göz işaretleriyle ima.
Mektuplaşma.
Aracı.

Aşkın emarelerini,5 övülen ve yerilen niteliklerini anlatan diğer fasıl on iki bölümdür. –Her ne kadar aşkın kendisi bir emareyse ve emarenin ayrıca emareleri olamazsa ve zaten sıfat olan bir şey betimlenemezse de, vasfı6 vasfedilenin7 yerine koyarak yapılan mecazi bir anlatım şeklidir bu. Sözümüzdeki anlama nispeten;8 bir emareyi gerçekte başka bir emareye göre daha az, daha çok ya da daha güzel, daha çirkin buluruz. Onun bir niceliği ve bölünebilirliği bulunmuyorsa da, görünüp bilinen aslının artması ve eksilmesiyle ilgili farklılık idrakimizde ve ilmimizdedir. Çünkü o, boşlukta bir yer kaplamaz.

Bu bölümler şunlardır:
Yardımcı arkadaş,
Kavuşma,
Gizlilik,
Sırrı ifşa,9
İtaat,
Muhalefet,
Birini sevdikten sonra, asla başkasını
sevmeyenler,
Kanaat,
Vefa,
İhanet,
Sararıp solma,
Ölüm.

Aşka içerden gelen zararlara dair altı bölüm şöyledir:
Kınayıcı,
Gözleyici,
Muhbir,
Kaçınma,
Ayrılık,
Unutma.

Önceki bölümlerde bu altı bölümden ikisinin tam karşıtı vardır:
Kınayıcı; karşıtı yardımcı arkadaş,
Kaçınma; karşıtı kavuşma.

Kalan dört bölümün, aşk kavramları arasında karşıtı yoktur:

Gözleyici ve muhbir; bu ikisinin karşıtı, yalnızca kaybolup gitmeleridir.

Her ne kadar kelâmcıların karşıtlık konusunda farklı farklı görüşleri olsa da, karşıtlığın doğru anlamı, karşıt meydana çıkınca öncekinin kaybolmasıdır. Kitabın konusu dışına çıkıp sözü uzatmış olacağımdan korkmasam, bu meseleyi daha ayrıntılı anlatırdım.

Ayrılık; karşıtı yakın olmadır. Ama yakın olma, benim burada anlatacağım aşk kavramları arasında yer almıyor.

Ve unutma; karşıtı aşkın kendisidir. Çünkü unutma, aşkın ortadan kalkması, yani son bulması demektir.

Kitabımı iffet10 bölümüyle bitirirken Yüce Allah’a itaati, iyiliğe teşviği ve kötülükten sakındırmayı tavsiye ederek sözlerimi sonlandırdım. Çünkü inanan herkes için bu kaçınılmaz bir görevdir.

Ama bu bölümlerin bazılarının sıralamasında değişiklik yaptım. Başlangıçtan sonuna kadar bölümleri öncelik sırasına göre düzenleyip karşıtları bir araya getirdim. Bu yüzden yukarıda belirlediğim plandan biraz ayrılmayı uygun buldum.

Allah, yegâne yardımcıdır.

Konuların birbirini izleyiş sıralaması şöyle:
1. Giriş; bölümlerin taksimi ve aşk kavramının içeriği hakkındaki bu bölümdür.
2. Aşkın belirtileri,
3. Rüyada sevenler,
4. Bir tarif ile âşık olanlar,
5. Bir görüşte sevenler,
6. Uzun görüşmelerden sonra sevenler,
7. Sadece bir kişiye âşık olup bir daha sevmeyenler,
8. Söz ile ima etme,
9. Göz işaretleriyle ima,
10. Mektuplaşma,
11. Aracı,
12. Gizlilik,
13. Sırrı ifşa,
14. İtaat,
15. Muhalefet,
16. Eleştirici,
17. Yardımcı arkadaş,
18. Gözleyici,
19. Muhbir,
20. Kavuşma,
21. Kaçınma,
22. Vefa,
23. İhanet,
24. Ayrılık,
25. Kanaat,
26. Sararıp solma,
27. Unutma,
28. Ölüm,
29. Günahın çirkinliği,
30. İffetin üstünlüğü.

I

AŞKIN İÇERİĞİ

Allah seni üstün kılsın! Aşkın başlangıcı şaka, sonu ciddidir. Yüce nitelikleri, tam olarak ifade edilemeyecek kadar ince ve hassastır. Çok büyük gayret sarf etmeksizin kavranamaz onun hakikati. Aşk, ne din tarafından inkâr edilir, ne de kanunlar onu yasaklayabilir. Çünkü kalpler Tanrı’nın elindedir.

Kendilerine doğru yol gösterilmiş olan halife ve imamlardan birçoğu âşık olmuşlardır. Onlardan bizim Endülüs’te yaşamış olan Abdurrahman bin Muaviye11 “Da’ca”ya âşık olmuştur. Ayrıca, el-Hakem bin Hişam’ı12 da anmalıyım. Abdurrahman bin el-Hakem’in,13 oğlu Abdullah’ın annesi “Tarub”a olan çılgınca aşkı ise güneşten daha meşhurdur. Muhammed bin Abdurrahman’ın,14 oğulları Osman, Kasım ve Mutarraf’ın annesi “Jislen”le durumları da bilinen bir şey. Hakem el-Mustansır’ın,15 Hişam el-Muayyed Billah’ın16 annesine olan aşkı ve yalnız onun çocuğuyla ilgilendiği de bilinir (Allah ondan ve diğerlerinden razı olsun). Buna benzer olaylar çoktur. Eğer Müslümanlar üzerinde onların hakları olmasa, sonra bizler onların gösterdikleri sağduyulu davranışları ve dine olan hizmetlerini anmakla yükümlü olmasak, ayrıca saraylarında aileleriyle birlikte sürdürdükleri özel yaşamları söz konusu olmasaydı, bu konuda onlarla ilgili aktaracağım haberler hiç de az değildi.

Devlet ricali17 ve önemli mevkilerdeki kimselere gelince, içlerinde âşıkların sayısı sayılamayacak kadar çoktur. Yakında tanık olduğum bir karasevda olayı, Muzaffer Abdülmelik bin Ebi Âmir’in,18 bahçıvanlardan birinin kızı olan Vahide’ye karşı duyduğu aşktır. Onun bu tutkulu aşkı evlilikle sonuçlandı. Âmirî’lerin egemenliğinin son bulmasından sonra, aynı kadını, vezir Abdullah bin Mesleme aldı. Vezirin öldürülmesinden sonra ise, Berberî reislerinden biri evlendi o kadınla.

Buna benzer bir durum Ebu’l Ayş bin Meymun el-Kureyşî el-Huseynî tarafından bana nakledildi. Mısır hâkimi Nizar bin Maad,19 sırf tutkuyla sevdiği bir cariyeyi memnun edebilmek için kendisinden sonra tahta geçecek olan oğlunu görmemeyi kabullenmişti. Oğlunun doğumundan bir süre sonra ilahlık davası güttüğü iddia edilir. Saltanatının tek varisi ve onun adını yaşatacak tek erkek çocuğu buydu.

Adlarını vermeye lüzum görmediğim, eski zamanlarda yaşamış erdemli insanlardan ve fıkıh âlimlerinden20 aşk şiirleri yazan kimseler vardır. Medine’nin yedi fıkıh âliminden biri olan Ubeydullah bin Abdullah bin Utbe bin Mesud ve onun şiirleri hakkında günümüze kadar ulaşan bilgiler bu konuda yeterlidir. Ayrıca İbn Abbas’ın: “Aşk kurbanına ne diyet gerekir, ne de kısas” şeklindeki fetvası başka bir açıklamaya ihtiyaç bırakmayacak kadar nettir.

Aşkın içeriği konusunda insanların hep birbirinden farklı görüşleri oldu. Çok şeyler dendi ve söylenecek şeyler hâlâ bitmedi. Bence aşk, yüksek seviyedeki temel unsurlarına göre bu mahlukatta bölüştürülen ruhların parçaları arasında meydana gelen birleşmedir. Yalnız, Allah rahmet etsin, Muhammed bin Davud’un bazı filozoflardan naklettiği gibi değil. Onların tarifi şöyle: Ruhlar, bölüştürülmüş kürelerdir. Ama, yüce âlemlerinde sahip oldukları enerjiye ve terkiplerindeki21 benzerliğe göredir birleşmeleri.

Mahlukatın yakınlaşmasının ve uzaklaşmasının nedeni, biliyoruz ki, arada bir bağlantı ya da aykırılığın bulunmasıyla ilgilidir. Her cins, ısrarla kendi cinsini davet eder. Herkes kendi benzerinin yanında rahat ve emniyette hisseder kendisini. Birbiriyle bağlantılı olma, duyularla algılanabilen bir şeydir, ama aynı zamanda gözle görülebilen bir etkisi vardır. Zıtlar arasındaki uyuşmazlık ve benzerler arasındaki uyuma benzer bir mücadele bizlerin ruhları arasında da mevcuttur. Nasıl olmasın ki, saflığına ve ahenkle yükselebilen özüne rağmen ruh, aslı itibarıyla uyuma, sevgiye ve özlem duymaya hazır olduğu gibi; bozulmayı, ihtirası ve nefreti de kabule hazırdır. Bütün bunları, insanın fıtratından22 kaynaklanan davranış biçimlerinden biliyoruz. Yüce Allah şöyle buyuruyor: “O, sizi bir nefisten yaratan, bundan da, gönlü kendisine yatıp ısınsın diye, eşini yapan Allah’tır.”23 Demek ki Allah, Adem’in huzuru bulmasına bir sebep olsun diye, Havva’yı ondan bir parça olarak yarattı.

Eğer aşkın nedeni fiziksel biçimin güzelliği olsaydı, biçimdeki en küçük noksanlık kaçınılmaz olarak yadırganırdı. Oysa bizler, bundan daha aşağı konum

————

1     Yazara aittir.
2     Boşa harcamayıp.
3     Dayandırarak.
4     Uymaya.
5     Belirtilerini.
6     Niteliği.
7     Nitelenenin.
8     Oranla.
9     Sırrı açıklama.
10     Namus.
11     Abdurrahman b. Muaviye b. Hişam b. Abdülmelik b. Mervan. Endülüs Emevi Devleti’nin kurucusu, doğumu 731, ölümü 788. Kendisine biat edildiğinde yirmi beş yaşındaydı.
12     I. Hakem b. Hişam b. Abdurrahman. Endülüs Emevi Devleti’nin üçüncü hükümdarı (796-822).
13     II. Abdurrahman b. Hakem; Endülüs Emevi Devleti’nin dördüncü hükümdarı (822-852).
14     Muhammed b. Abdurrahman b. El-Hakem. Endülüs Emevi Devleti’nin beşinci hükümdarı (852-886).
15     II. Hakem el-Mustansır b. Abdurrahman el-Nasır b. Muhammed b. Abdullah. Emevilerin dokuzuncu ve Kurtuba’nın ikinci halifesi (961-976).
16     II. Hişam b. Hakem. Kurtuba halifesi (976-1009, 1010-1013).
17     Devlet adamları.
18     Abdülmelik el- Muzaffer. Endülüs’ün Âmirî ailesinden gelen ikinci hükümdarı (1002-1008).
19     Nizar b. Maad. Fâtımî halifesi (996-1021).
20     İslam hukuku bilginlerinden.
21     Bileşimlerindeki.
22     Yaradılışından.
23     A’raf sûresi, 189. âyet.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  • Kitap AdıGüvercin Gerdanlığı
  • Sayfa Sayısı320
  • Yazarİbn Hazm
  • ÇevirmenSelahattin Hacıoğlu
  • ISBN9786053540410
  • Boyutlar, Kapak12x21, Karton Kapak
  • YayıneviBORDO SİYAH / 2012

Yazarın Diğer Kitapları

Yazarın Diğer Kitapları



Okudunuz mu?

Rastgele Kitap Getir Son Girilenleri Getir

Yeni girilen kitapları kaçırmayın

Şimdi e-bültenimize abone olun.

Oynat Durdur
Vimeo Fragman Vimeo Durdur