Birazoku.com sitesinde de kitapların ilk sayfalarından biraz okuyabilir, satın almadan önce fikir sahibi olabilirsiniz. Devamı »

Yazar ya da yayınevi iseniz kitaplarınızı ücretsiz yükleyin!

Kayda Geçen Kayıplar
Kayda Geçen Kayıplar

Kayda Geçen Kayıplar

Judith Schalansky

Pasifik’te okyanusa batan bir ada Tuanaki. Nesli tükenen Hazar kaplanı. Tek boynuzlu atların gerçekten yaşadığını öne süren bir fizikçi. 17. yüzyılda Roma’da inşa edilen…

Pasifik’te okyanusa batan bir ada Tuanaki.

Nesli tükenen Hazar kaplanı.

Tek boynuzlu atların gerçekten yaşadığını öne süren bir fizikçi.

17. yüzyılda Roma’da inşa edilen malikâne, Villa Sacchetti.

Artık kayıp film olarak kabul edilen Mavili Çocuk.

Sappho’nun kayıp aşk şarkıları.

Tamamen yanan ve duvar parçaları yeni köy evlerinin yapımında kullanılan Von Behr Sarayı.

Kayıp kutsal kitaplardan: Mani’nin Yedi Kitabı.

Caspar David Friedrich’in bir yangında yok olan tablosu Griefswald Limanı.

İsviçreli bir memurun binden fazla levha dikerek bir tür ansiklopediye çevirdiği kestane korusu Ormandaki Ansiklopedi.

Demokratik Alman Cumhuriyeti’nin Berlin’de inşa ettiği, 2000’lerin başında yıkılan Cumhuriyet Sarayı.

Papaz Adolf Kinau’nun selenografileri.

Judith Schalansky kaybolan şeylerden geriye kalanlara odaklanarak bir edebiyatçının her şeyi hikâyeleştirme coşkusuyla kaleme aldığı Kayda Geçen Kayıplar’da bellek ve unutuşun birbirine zıt olduğu kadar iç içe geçtiğini özgün bir şekilde gösteriyor.

Judith Schalansky 2018’de Wilhelm Raabe Edebiyat Ödülü’nün de sahibi oldu.

İçindekiler

Giriş……………………………………………………………………….. 11
Önsöz …………………………………………………………………….. 15
Tuanaki …………………………………………………………………… 31
Hazar Kaplanı ………………………………………………………….. 49
Guericke’nin Tek Boynuzlu Atı …………………………………… 67
Villa Sacchetti………………………………………………………….. 85
Mavili Çocuk………………………………………………………….. 105
Sappho’nun Aşk Şarkıları …………………………………………. 123
Von Behr Sarayı ……………………………………………………… 141
Mani’nin Yedi Kitabı ……………………………………………….. 159
Greifswald Limanı ………………………………………………….. 177
Ormandaki Ansiklopedi …………………………………………… 197
Dac Cumhuriyet Sarayı……………………………………………. 215
Kinau’nun Selenografileri…………………………………………. 233
Kişi Dizini……………………………………………………………… 249
Resim Dizini ve Kaynakça………………………………………… 256

Giriş

Bu kitap üzerinde çalışırken, insansız uzay aracı Cassini, Satürn’ün atmosferinde eriyip yok oldu; Mars’a inen Schiaparelli aracı, araştıracağı gezegenin paslı kayaç arazisine çarpıp parçalandı; bir Boeing 777, Kuala Lumpur’dan Pekin’e giderken iz bırakmadan ortadan kayboldu; Palmira’da 2.000 yıllık Baal ve Baalshamin tapınakları, Roma Tiyatrosu’nun ön cephesi, Zafer Takı, Tetrapylon ve Sütunlu Yol’un bölümleri havaya uçuruldu; Irak’ın Musul şehrinde hem El-Nuri Ulu Camii hem de Yunus Peygamber Camii tahrip edildi ve Suriye’de Erken Hıristiyanlık döneminden kalma Aziz Elian Manastırı yerle bir edildi; Katmandu’daki bir depremde Dharahara Kulesi ikinci kez yıkıldı; Çin Seddi’nin üçte biri vandalizm ve erozyona kurban gitti; meçhul kişiler Friedrich Wilhelm Murnau’nun cesedinin başını çaldılar; Guatemala’da, bir zamanlar mavi-yeşil suyuyla ünlü olan Atescatempa Gölü kumla doldu; Malta açıklarında, kapı kemerine benzeyen kaya oluşumu Azur Penceresi, Akdeniz’e gömüldü; Büyük Set Resifi’ni yurt edinmiş Bramble Cay mozaik kuyruklu sıçanının soyu tükendi; Orta Afrika Beyaz Gergedanı’nın son erkek örneği 45 yaşında uyutulmak zorunda kaldı, bu alt türün yalnızca iki hayvanı ondan uzun yaşadı: Kızı ve torunu; 80 yıl sonuçsuz kalan çabalardan sonra elde edilen tek metalik hidrojen örneği Harvard Üniversitesi’ndeki bir laboratuvardan kayboldu ve mikroskobik parçacık çalındı mı, imha mı edildi, yoksa yeniden gaz halini mi aldı, kimse bilmiyor.

Bu kitap üzerinde çalışırken, New York’taki Schaffer Kütüphanesi’nde görevli bir kütüphaneci 1793 yılına ait bir almanağın içinde, George Washington’ın gümüş grisi saç tutamlarının bulunduğu bir zarf buldu; Walt Whitman’ın o güne dek bilinmeyen bir romanı ve caz saksafoncusu John Coltrane’in kayıp albümü Both Directions At Once ortaya çıktı; 19 yaşındaki bir stajyer Karlsruhe’deki Gravür Müzesi’nde Piranesi’nin yüzlerce çizimini keşfetti; Anne Frank’ın günlüğünden, üzerine paket kâğıdı yapıştırılmış karşılıklı iki sayfa yeniden okunur hale getirilebildi; 3.800 yıl önce taş tabletlere kazınmış, dünyanın en eski alfabesi teşhis edildi; 1966-1967’de ay yörüngesindeki uydular tarafından çekilmiş fotoğrafların görüntü verileri yeniden oluşturulabildi; Sappho’nun o güne dek bilinmeyen iki şiirinden parçalar keşfedildi; ornitologlar Brezilya’daki ağaçlık bir savanda, 1941’den beri soyu tükenmiş kabul edilen mavi gözlü yer güvercinlerini defalarca gördüler; biyologlar, yavruları için ağaç kovuklarında çok odalı yuvalar yapan ve her odaya besin kaynağı olarak ölü bir örümcek bırakan eşekarısı türü deuteragenia ossarium’u keşfettiler; Kuzey Kutbu’nda, 1848’de başarısızlığa uğrayan Franklin Keşif Gezisi’nin Erebus ve Terror gemileri uzun aramalardan sonra bulundu; arkeologlar Yunanistan’ın kuzeyinde, muhtemelen Büyük İskender’in değil ama belki yoldaşı Hephaestion’un ebedî istirahatgâhı olan devasa bir höyüğü ortaya çıkardılar; Kamboçya’daki Angkor Vat’ta bulunan tapınak alanlarının yakınında, bir zamanlar Ortaçağ’ın en büyük yerleşim yeri olan ilk Kmer başkenti Mahendraparvata keşfedildi; arkeologlar Sakkara’nın Ölüler Şehri’nde bir mumyalama atölyesine rastladılar; Kuğu Takımyıldızı’nda, güneşimizden 1.400 ışık yılı mesafede, yaşanabilir denilen bir bölgede, üzerinde –ortalama sıcaklığı yaklaşık olarak yeryüzü seviyesinde olduğundan– belki de su bulunan ya da bir zamanlar bulunmuş olan ve dolayısıyla gözümüzde canlandırdığımız gibi yaşam da olan bir gökcismi bulundu.

Güney Cook Adaları
TUANAKI
Tuanahe de denir

* Mercan adası, Rarotonga Adası’nın 200 deniz mili kadar güneyinde ve Mangaia Adası’nın 100 deniz mili kadar
güneybatısında yer alıyordu.
† Tuanaki 1842-1843 yıl dönüşümünde denizde gerçekleşen bir depremde batmış olmalı, çünkü Haziran 1843’te
misyonerler adanın yerini tespit edemediler. Mercan adası
ancak 1875 yılında tüm haritalardan çıkarıldı.

Devlet Kütüphanesi’nin haritalar bölümündeki bir kürede Ganges adında bilmediğim bir adayı keşfettiğimde, tam yedi yıl önce pırıl pırıl ve yaprak kıpırdamayan bir nisan günüydü. Issız ada Pasifik Okyanusu’nun kuzeydoğusundaki hiçlikte, kudretli Kuroşivo’nun dümen suyunda yer alıyordu; siyah-mavi dalgalanan bu deniz akıntısı sıcak, tuzlu su kütlelerini Formosa Adası’ndan Japon takımadası boyunca yorulmak bilmeden kuzeye doğru iter, hayalî kuzey ufuk noktasını oluşturduğu Mariana ve Hawaii ada zincirlerinden sonuncusu henüz John Montagu’nun –dördüncü Sandwich kontu– adını taşıyordu, en azından alçıdan yapılmış çocuk kafası büyüklüğündeki o kürede ve sanatkârane basılmış kartonda. Tanıdık ismin ve alışılmadık konumun cazibesine kapılarak yaptığım araştırmalar, 31°K 154°D koordinat larının yakınında iki kez bir resifin, hatta dört kez karanın görülmüş olduğunu ortaya çıkardı, ancak böyle bir şeyin varlığı değişik yerler tarafından hep şüpheyle karşılanmıştı, derken 27 Haziran 1933’te bir grup Japon hidrograf şüpheli bölgeyi etraflıca inceledikten sonra Ganges’in resmen ortadan kaybolduğunu bildirdi, dünya ise bu kaybı pek dikkate almadı.

Gerçekten de eski Atlas Okyanusu’nda sayısız hayalet ada kayda geçer, haritalar netleştikçe ve keşfedilmemiş şeylere az yer bıraktıkça denizciler bu adaları daha sık gördüklerine inanıyorlardı; son beyaz lekeden heyecanlanıp, uçsuz bucaksız denizin ıssızlığının cazibesine kapılıp, alçak bulutlara ya da sürüklenen buzdağlarına aldanıp, tuzlu içme suyu, kurtlu ekmek ve kayış gibi salamura etten tiksinip karaya ve şöhrete öyle çok susuyorlardı ki, sınırsız hırslarıyla arzuladıkları her şey altın ve ışıltıdan oluşan bir kütleye dönüşüyor ve onları olaysız geçen günlerinin üstünü sözde keşiflerle çizmek için acayip isimleri nesnel koordinatlarla beraber seyir defterlerine kaydetmeye kışkırtıyordu. Böylece Nemrud, Matador ya da Aurora’lar gibi isimler haritalara geçti, dağınık kara parçalarının soluk ana hatlarının yanında yepyeni, italik yazılar.

Ancak ilgimi çeken, uzun süre karşı çıkılmayan bu iddialar değil, bir zamanlar var olduğunu ve daha sonra ortadan kaybolduğunu sayısız haberin doğruladığı adalardı; onca tanıklığın arasında öncelikle, batan Tuanaki Adası’ndan söz edenleri, uçup giden sihirli bir kelimeyi hatırlatan ahenkli isme, ama her şeyden önce bu adanın sakinleri tarafından verilen tuhaf bilgiye borçlu olduğumuz kesin; onların savaşmaktan hiç haberi yokmuş ve savaş kelimesi olumsuz çağrışımlarının hiçbiriyle dolaşıma girmemiş, derinlerde gömülü çocuksu bir umut kalıntısından hareketle buna hemen inanmaya hazırdım, gerçi bu bana aynı zamanda birçok risalenin büyük ütopik hayallerini hatırlatıyordu, bu risaleler başka bir dünyanın mümkün olduğunu, ancak bunun –hep daha etraflıca düşündükleri ve bu yüzden giderek hayata düşman kesilen toplum düzenlemelerinin çoğu kez çığırından çıkan tasvirlerinin gösterdiği gibi– genellikle sadece teoride, var olana yeğleneceğini ileri sürmeye cüret ediyordu. Yani daha iyi bilgiye karşı, benden önceki pek çok kişi gibi, anıları değil sadece şimdiki zamanı bilen bir ülke, şiddet, sefalet ve ölümün unutulduğu, bilinmediği bir ülke arıyordum. Böylece Tuanaki karşımda belirdi – kaynakların anlattığından pek de görkemli değil: Masmavi pırıldayan bir lagünün sığ ve balığı bol sularında deniz seviyesinin üzerine zar zor çıkan üç adacıktan oluşan bir mercan adası, şiddetli dalgalara ve ısrarcı gelgite karşı bir mercan resifinin koruması altında, göğe doğru yükselen ince uzun hindistancevizi ağaçları ve bereketli meyve ağaçlarıyla kaplı, eşi görülmemiş derecede dost canlısı, barışı seven bir insan grubu tarafından mesken tutulmuş, kısacası: Basitlikten ötürü gözümde cennet gibi canlandırdığım keyif verici bir yerdi, çokça övgüler düzülmüş cennet prototipinden onu ayıran tek şey, ağaçlarının meyveleri hakkında hiçbir bilgi olmamasının yarattığı hassas ancak belirleyici durumdu, burada kalmanın gitmekten daha hayırlı olduğu klişesi hariç, çok geçmeden şaşkınlıkla farkına vardığım gibi, bu diyardaki cennet bir sürgün değil, sığınak yeriydi.

Bu arada bu olağanüstü kara parçası hakkındaki haberler, bir zamanlar var olduğuna dair inandırıcı bir kanıt sunmak için yeterince ayrıntılıydı, oysa gemi kronometresi onun tam konumunu kesinlikle belirlemiyordu, çünkü hiçbir Tasman, hiçbir Wallis, hiçbir Bougainville, rotadan sapmış bir balina gemisi kaptanı bile onun az eğimli sahilini görmedi. Tekrar tekrar büyük Güney Denizi keşif gezilerinin yollarını gözden geçirdim, kâğıttan deniz üzerinde gratikül sayesinde taramalı ve noktalı çizgileri takip ettim ve rotaları, bilgiç bir ruh haline kapılarak en alttaki boş dörtgene işaretlediğim adanın muhtemel konumuyla karşılaştırdım.

Şüphe yoktu: Küçük bir kıtanın bugüne dek, dünyanın her köşesine ayak basan gemiciler arasında en büyüğü olarak övdüğü o kâşif, üçüncü ve son seferinde Tuanaki’yi ucu ucuna kaçırmış olmalıydı, evet, bir zamanlar kömür şilebi olarak Whitby sisinde kızaktan denize indirilen iki gemisi 27 Mart 1777’de görüş alanlarının yakınından geçip gitmiş olmalıydı – yelkenlerini şişirmiş, firkateynler gibi gururlu, tam teçhizat. Bir aydan fazla zaman geçmişti ki, James Cook’un emektar Resolution’ı ve daha genç, atik refakat gemisi Discovery, Yeni Zelanda’daki Kraliçe Charlotte Boğazı’nın atalardan kalma koyunda hafif bir esintiyle demir almış ve kaptanlarının adını taşıyan boğazdan geçmişti, iki gün sonra nihayet pusta siyah yeşil pırıldayan Port Pallisers tepelerini arkalarında bırakmış ve açık denize doğru yol almışlardı. Ancak rüzgârlar onlara karşıydı. Sık sık yön değiştiren serin esintileri, yağmurlu boraları yok eden çok durgun havalar takip ediyordu. Onları tanıdık bir ısrarla kuzeydoğuya, Otahaiti boylam dairesine sürüklemesi gereken batı rüzgârlarının akıntısı bile tüm mevsimsel tahminlerin aksine durdu ve bir sonraki demirleme yerini giderek daha tehlikeli bir uzaklığa itti. Zaten çok zaman kaybedilmişti. Her geçen gün, kusurlu harita yapraklarında Pasifik ile Atlantik arasındaki deniz yolunun özlenen kısalmasını vaat eden ve defalarca doğrulanan güzergâha girişi bulmak için, çok yakındaki Kuzey yazında Yeni Albion kıyısı boyunca gidebilme umudunun bir parçası daha kayboluyordu. Çünkü kalın buz tabakasıyla kaplı olsa da gemi taşımacılığına elverişli geçiş hayali tüm

Eklendi: Yayım tarihi

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  • Kategori(ler) Anı - Anlatı
  • Kitap AdıKayda Geçen Kayıplar
  • Sayfa Sayısı256
  • YazarJudith Schalansky
  • ISBN9789750766589
  • Boyutlar, Kapak12,5x19,5 cm, Karton Kapak
  • YayıneviCan Yayınları / 2026

Yazarın Diğer Kitapları

  1. Zürafanın Boynu ~ Judith SchalanskyZürafanın Boynu

    Zürafanın Boynu

    Judith Schalansky

    Geçmişimizi bir yük olarak sırtımızda taşıyorduk. Geçmişimiz bizi, bugün olduğumuz şey yapıyordu ve mesele onunla iyi geçinmekti. Hayat bir mücadele değil, bir yüktü. İnsan...

Aynı Kategoriden

  1. Domaniç Dağlarının Yolcusu ~ Şukufe NihalDomaniç Dağlarının Yolcusu

    Domaniç Dağlarının Yolcusu

    Şukufe Nihal

    Şukufe Nihal çeşitli gazetelerde, çıktığı yurt gezilerine dair izlenimlerini yayımlardı. Bu yazlarda, ülkenin ilerlemesi bakımından aydınlara çok görev düştüğünden, aydınların memleketle barışarak gezmeleri gerektiğinden...

  2. Bir Dinozorun Anıları ~ Mina UrganBir Dinozorun Anıları

    Bir Dinozorun Anıları

    Mina Urgan

    Mina Urgan 'Bir Dinozorun Anıları"nda açık yürekli, yalın ve naif bir dille anlatıyor; kendini, çevresindekileri ve bir coğrafyada olan biteni... Halide Edip, Necip Fazıl, Abidin Dino, Neyzen Tevfik, Sait Faik, Yahya Kemal, Ahmet Haşim, Atatürk ve başka pek çok isimle zenginleşmiş bir ömrü..."

  3. Sinan Ateş Yaşar Hatıralarla ~ Ayşe AteşSinan Ateş Yaşar Hatıralarla

    Sinan Ateş Yaşar Hatıralarla

    Ayşe Ateş

    30 Aralık 2022 tarihinde hayatımı, aşkımı, çocuklarımın babasını, dostumu; planlanmış bir öfkenin sebep olduğu soğuk bir kurşunla dönüşü olmayan ülkeye, orada tekrar görüşmek üzere...

Haftanın Yayınevi
Yazarlardan Seçmeler
Editörün Seçimi
Kategorilerden Seçmeler

Yeni girilen kitapları kaçırmayın

Şimdi e-bültenimize abone olun.

    Oynat Durdur
    Vimeo Fragman Vimeo Durdur