Birazoku.com sitesinde de kitapların ilk sayfalarından biraz okuyabilir, satın almadan önce fikir sahibi olabilirsiniz. Devamı »

Yazar ya da yayınevi iseniz kitaplarınızı ücretsiz yükleyin!

Facebook’ta Beğen

Korkusuz, Dişli… ve Kedi

İhtiras, intikam ve adalet.

Gurur’un son savaşı başlamak üzere…

Jace, Marc ve ben acımasız Konsey tarafından haneye tecavüz, adam kaçırma, cinayet ve ihanetle suçlanıyoruz. Kısacası çok meşguldük. Ama artık ağabeyimin intikamını alıp Konsey’in içine sızan kötülüğü söküp atma vakti geldi.

Bu iş kolay olmayacak ve kayıplar kaçınılmaz gibi görünüyor. Fakat bedeli ne olursa olsun Gurur sürümü korumaya söz verdim.Sırtımda hedef tahtası, yanımda Marc’la her şeyi sonsuza kadar değiştirebilecek o son yüzleşmeye doğru ilerliyorum. Hazır olup olmadığımı bilmeden…

Sonuçta hayat, hazır olmanızı beklemez.

***

BİR

“Bundan emin misin?” Jace duraksadı. Bir eliyle başının üstündeki çıplak bir dalı tutuyordu, diğer eli de fermuarının üzerinde duruyordu. Ama gerçeği görebiliyordum. O da bunu benim kadar istiyordu.

“Kesinlikle.” Son düğmemi delikten çıkardım ve gömleğimi alacalı bir güneş ışığı yığını içinde yere bıraktım. Tenim şubat soğuğundan olduğu kadar beklentiden dolayı da ürpermişti. “Şimdi çeneni kapa ve pantolonunu çıkar.”

Omuzlarını silkip sırıttı. “Biliyorsun terleyebileceğimiz eğlence­lere her zaman varım.” Ama gözlerimden aşağıya indirdiği bakışları kayıtsız gayretini yalanlıyordu. Biraz kan şehveti, biraz gerçek şehvet ve coşku… tıpkı benim gibi.

“Bunu bu şekilde tarif edeceğimden tam olarak emin değilim.” Biraz hareket aramıyor değildim. Günler olmuştu ve canım gerçekten…

Marc çalıları yarıp sol taraflına geçmeden hemen önce, “Bu da ne böyle?” diye hırladı. Çalıların arasından girmesiyle ormana güneş ışığı doldu, sutyenimi ve Jace’in… tüm çıplaklığını aydınlattı. Kahretsin, bu çocuk çok hızlı! Öfke Marc’ın vücudundan koyu renkli, güçlü yüz batlarım vurgulayıp derin, koyu bir ışıltı gibi yayılıyordu. “Bunu bensiz yapamazsınız.”

Lanet olsun. “Marc, düşündüğün gibi değil ve bunu açıklayacak zamanımız yok…” Son sözlerini nihayet anladığımda gözlerimi kıstım.

“Bekle… ne?”

“Bensiz… yapamazsınız… dedim.” Kaşı sessiz bir meydan oku­mayla kalktı ve söz söyleyemeyecek hale geldim.

Gözlerimi kırptım, ihtimaller içinde bir an için kayboldum, ardından zihnimi temizlemek için başımı iki yana salladım. “Ama biz…” Kesinlikle yaptığımızı düşündüğü şeyi gerçekten seslendiremeyerek bir elimi kendimle Jace arasında salladım. “Ryan’ın peşinden gidiyoruz. Koşarken kokusunu aldım.”

“Vic söyledi.” Fakat Jace’le gün ortasında… çalıların altında gizlice oynaşmak için kaçmadığımızı bilmesine rağmen bariz bir şekilde kızgındı.

“Babama söylemedin mi?”

Koşumdan döndüğümde Marc babamla savaş stratejisi konu­şuyordu ve babamın Ryan’ı öğrenmesini istemediğim için onlara nereye gittiğimizi söylememiştim. Sorunla kendi başımıza rahatça ilgilenip onu —ve annemi— ilave bir gerginlikten koruyabilecekken bunu yapamazdım.

Kendi kararından şüphe duyuyormuş gibi başım yavaşça iki yana salladı. “Şu anda ügilenmesi gereken son şey Ryan.”

“Evet.” Gerçekten de egzersiz yapmak, güzel, temiz bir uğraşla biraz stres atmak için sabırsızlanıyordum. Marc ve Jace birbirlerini öldürmesinler diye şu anda hepimizin kendimizden esirgediği diğer, daha terli uğraşın aksine.

İkisinin birden daha iyi olduğunu her kim söylediyse ya aptal ya da çılgındı. Ya da kalpsiz.

“Seninle geliyorum, o yüzden giyin. Derhal. Dönüşüm geçir­miyorsun.”

“Ona emir vermeye başlama,” diye hırladı Jace. İçim dehşetle doldu ve midemde ekşimeyle karışık bulantı hissettim.

Marc hırladı ve kendisini kaybettiği anı gördüm. Jace’e doğru hamle yaptı. Jace ileri sıçradı. Kendimi aralarına attım.

Sert vücutları bana çarptı. Bir anda içimdeki tüm nefesi verdim. Acıyla homurdanmamdan başka neredeyse hiç ses çıkmadı. Arala­rında ezilmiş, çarpışan kokularıyla kafam karışmış bir haldeyken ve her yerim ağrıyorken bir an için hareket edemedim. Vücudum tamamen ezilmişti… Birbirine yaklaşan iki arabanın arasında kalsam bundan beter olmazdı.

Önce hangisinin hareket ettiğinden emin değildim ama kendimi birdenbire yerde, endişeli ve kızgın iki yüze bakarken buldum. “Lanet olsun, Faythe, kendini öldürteceksin,” diye çıkıştı Marc.

Canım acıyarak nefes aldım ve sesim boğuk çıktı. “Belli la birbirinizi öldürmemeniz için bu gerekiyor.” Doğrusunu söylemek gerekirse, Jace kendisini hırslı bir şekilde savunacak olsa da Marc’a gerçekten saldırmamıştı. Aksiyse söylenemezdi.

Onları itip ayağa kalktım. İkisi de benimle birlikte ayakta du­rurlarken Marc’a gözlerimi diktim. “Bak, bütün bu olanların benim suçum olduğunu biliyorum…’’

“Sadece senin suçun değil.” Marc omuzumun üzerinden Jace’e dik dik baktı.

“… ve zamanlamanın bundan daha kötü olamayacağını da bili­yorum. Bu ikisi için açıklayabileceğimden çok daha üzgünüm. Ama bütün zamanımı ve enerjimi sizi ayrı tutmak için harcamak zorun­daysam, kendimi gerçekten öldürteceğini ve bu senin suçun olur.”

Marc ona yumruk atmışım gibi sendeledi. Ama yeni bir kızgın­lıkla hızlıca kendine geldi. “Ne ekersen onu biçersin, Faythe. Ve hâlâ seninle geliyorum.”

Kollarımı göğsümde kavuşturdum ve diken diken olmuş tüyle­rime aldırış etmemeye çalıştım. “Bence ikiniz de sakinleşene kadar sen ve Jace birbirinizden ayrı almalısınız.”

“Neden? Avınızı biraz daha… ekip biçmeyle bitirebilin diye mi?’ Gözlerimi kapadım, göğsümdeki keskin acıyla nefes aldım. Bu acının erkek kedilerle çarpışmamla hiçbir alakası yoktu. Ardından kendimi ona bakmaya zorladım. “Bunu sana yapacağımı gerçekten düşünüyor musun?”

“Bence çoktan yaptın…”

Haklıydı ama iğneleyici sözü yine de canımı acıtıyordu. “Ryan’ın peşinden gidiyoruz. Öfkene hâkim olabilirsen, bize katılabilisin.” Marc’ın geçen haftaki kadar sinirli ve ters olduğunu hiç görme­miştim. Öfkesi konsantrasyonunu, uyku düzenini ve işini etkiliyordu ama sorunu çözemediği -bu bana kalmıştı- ve kaçınamadığı için bunun üstesinden gelemiyordu. Ne zaman başını çevirse Jace ve ben oradaydık, varlığımız ona yaşananları hatırlatıyordu.

Ben öyle ya da böyle bir karar verene kadar bu iş düzelmeyecekti. Marc’m siyah kaşları aşağı çekildi ve gözleriyle buluşmak için başımı kaldırmam gerekecek kadar yalana geldi. “Geliyorum… ama kendi kurallarıma göre hareket edeceğim.” Tişörtünü başının üzerin­den çekti ve bakışlarım yıllardır yaptığı lider adamlık eğitimleriyle şekillenmiş, onu hayatıma on beş yıl önce sokan serseri tarafından çizilmiş göğsüne isteksizce takıldı. Parmaklarımı bu yara izlerinin üzerinde gezdirmek istiyordum ama buna artık hakkım olup olma­dığından emin değildim. Jace’le yaşadıklarımı öğrendiğinden ben bana neredeyse hiç dokunmamıştı.

“Henüz rütbemi geçmedin,” dedi tükürürcesine. “Bu yüzden gömleğini giy… iki bacak üzerinde duracaksın. Ve bu defa bacaklarını ayırmamaya çalış.”

Öfkesinin derinliğiyle afallayıp resmen geriye doğru tökezledim. Ama gerçekten şaşırmamıştım. Vereceği en kötü cezayı hak ediyor­dum. O da içini boşaltmayı hak ediyordu, özellikle herkesin onu duyabileceği yerde öfkesini çıkaramayacağını düşünecek olursak. Ama lanet olsun, sesindeki düşmanlık canımı yakıyordu.

Jace hırladı ve ileri çıktı ama onu durdurmak için elimi kanuna koydum.

Marc’a bağırmak, cevap vermek istiyordum ama bu her şeyi sadece daha kötü yapardı. Bu yüzden öfkemi yuttum ve konuyu değiştirmedim. “Hayatta olmaz. Dört ayak üzerinde daha hızlıyım.* Tek başına yaptığım koşu ormanda bulunmasına izni olmayan biri­sinin kokusuyla kısa kesilmişti. Zihnimi boşaltmak ve birkaç haftadır mücadele ettiğimiz kana susamışlıktan kurtulmak için kedi formunda biraz egzersiz yapmak için ölüyordum. Ethan öldüğünden beri… ağabeyim kendi topraklarımızda öldürülmüştü.

Marc gömleğimi yerden alıp bana attı. “Onu öldürmeyi planla­mıyorsan, pençeler ve dişler bu defa işine yaramaz.”

Haklıydı, bu yüzden inledim ve kollarımı gömleğin kollarından geçirdim ardından ikisine de sırtımı dönüp Ryan’ın kokusunu ilk aldığım yere doğru koşmaya başladım. “Dönüşüm geçirdiğinde bana yetiş.”

Bir lider değildim. Gerçekten. Henüz değil. Ama babam bir gün onun yerine lider olmam için beni eğitiyordu ve bir liderin soru sormaya ve emir vermeye hazır olması gerekirdi. Bu ikisini de kedi formunda yapmak zordu.

Normalde bir lider -eğitim gören bir aday bile- topraklarımıza izinsiz giren tanıdık birisini ararken ormanda tek başına koşturmazdı. Özellikle de insan formundayken, pençeleri ve dişleri olan birisine karşı neredeyse savunmasızken. Ancak bu davetsiz misafiri tanıyorduk Kendisinden nefret ediliyordu, küçümseniyordu ve ona acınıyordu. Ama korkulmuyordu.

Ayrıca, o benim ağabeyimdi.

Koşarken nabzım hızlandı ve aldığım her nefes bir öncekinden daha hızlı bir hal aldı. Hepsini bırakmaya… Marc’a yalan söylemeye başladığımdan beri yaşayıp soluduğum zehri vücudumdan atmaya çalıştım. Hepsi geride kalmıştı. Jacele yattığımı biliyordu -Marc kayıpken ve ölü varsayılırken Ethan için duyduğumuz acının hücumu sırasında sadece bir kere yatmıştık- ama gerçek, işleri sadece daha da kötüleştirmişti. Özür dileyebilirdim ve pek çok defa özür dilemiştim de ama bunun geçtiğini ona söyleyemiyordum. Jace’i sevmediğimi ona söyleyemiyordum. Ona tekrar yalan söylemeden bunu yapamazdım.

Bunun için kendimden nefret ediyordum ama bu faydasız bir nefretti. Hiçbir şeyi değiştirmiyordu. Marc’ı seviyordum ama onu hak etmiyordum. Jace’i seviyordum ama Marc’tan vazgeçemiyordum. Ve neye karar verirsem vereyim, Marc artık Jace’le birlikte yaşa­yamayacağım açıkça belirtmişti. Savaş bittiğinde, birisinin gitmesi gerekecekti. Ama ikisini de kaybetmek istemiyordum.

İnsan formunda kendimi düşüncelere kaptırmış ve sakar hare­ketlerle ilerlerken bir köke takılıp tökezledim ve burkulmuş bir dala tutunup dengeme yeniden kavuşmak için bir an oyalandım. Sonra tekrar yola koyuldum, ciğerlerim soğuktan yanıyordu.

Birkaç adım sonra, iki pürüzsüz, siyah şekil yanımdan o kadar hız geçti ki onlara odaklanamadım bile. Ama kokularını alabiliyor­dum. Marc ve Jace kedi formuna dönüşüm geçirmiş ve doğaçlama bir yanşa girişmişlerdi. Beni içerse de içermese de artık her şey bir yarıştı. Her şey gergin, tehlikeli ve acı vericiydi. Marc’ın hayal kı­rıklığının kokusunu alabiliyordum. Jace’ten muhtemelen daha hızlı koşabilirdi… ama nereye gittiklerini bilmiyordu. Ryan’ın kokusunu nerede aldığımı Jace’e söylerken orada yoktu.

Oraya ulaştığını sırada onun korkudan ağaca çıkmasını sağla­mışlardı. Ryan tepedeki dallara tutunan ince bir insan formundaydı. Dalların çapraz çizgilerinden yansıyan yamalı gölgelerle kaplanmıştı ama o gölgelerin titrediğine yemin edebilirdim.

Marc bana yaptıkları yüzünden onun en başından beri ölmesini istemişti. En yüksek fiyatı verene satacak Güney Amerikalı dişi kedi kaçakçılarına beni verdiği için.

“Geri çekilin,” dedim ve iki erkek kedi de itaat etti. Emsalsiz bir öfke hali içindeyken bile Marc aramızdaki anlaşmazlığı belli etmezdi. Annemin ikinci evladı için duyduğu sevgiye rağmen diğerlerimiz Ryan’ı kesinlikle düşman olarak görüyorduk.

“Aşağı in. Şimdi,” diye emrettim ve Ryan bir anlık bir tereddütten sonra dizleri bükülmüş, kollan denge için açılmış vaziyette aşağı indi. İnişindeki hüneri görmemeye çalıştım. Bunu sevilmeyen, korkak ağa­beyimin muhtemelen sık sık ağaç tepesinde sıkıştırılmasına bağladım.

“Faythe.” Ryan başını fazla aşağı indirmemeye dikkat ederek belirsiz bir selamlamayla başım salladı. Gurur sürüsündeki rütbemi tanımaya hazır değildi. En azından henüz değildi. Artık bir üye olmasa da.

Çıplak bir dalın gölgesi yüzüne düşüyordu ve gözümün önüne çelik çubuklar geldi. Ethan’ın cenazesinde ateşkes bayrağı altında gelmişti ama o sıralarda çok şey oluyordu… üstünde bir kere daha düşünmemiştim. Ama onu burada, gölgelerde saklanırken görmek hepsini geri getirmişti…

“Kollarını koparmalarına ve kan kaybından ölmeni izlemelerine izin vermemem için bana iyi bir neden söyle.”

“Çünkü annem buranın bir kilometre yakınına geldiğinde ka­nımın kokusunu alır.”

Kaşlarımı kaldırdım, isteksiz bir şekilde etkilenmiştim. Hayatı için yalvarmasını ya da en azından yıpranmış aile bağımıza başvurmasını beklemiştim. Ama belli ki bunun faydası olmayacağını biliyordu. Ve ani bir tehdit oluşturmayan birisini öldürmek için istek duyacak ol­sam bile, onu cezalandırmak için bile annemizi incitmezdim. Annem bir oğlunu gömmüştü ve bir aydan kısa bir sürede ikinci bir cenaze görmesine sebep olmayacaktım.

“Burada ne yapıyorsun? Ayrıca dönüşüm geçirenlerin gerçekten ölmeden çok aa çekebildiklerini aklında tut’ Bunu bilirdim.

Ryan beni ve kuzenimiz Abby dâhil olmak üzere diğer iki dişi kediyi kaçırmaları için yardım ettiği psikopat tecavüzcü ve katillerden ilkiyle dövüşmemden sonra dövülüp her yerimin kan, şişlik ve mor çürüklerle kaplanmasını sağlamıştı. Hepsini kendi kıçını korumak için yapmıştı. Ona göre bu her zaman en önemli şeydi. Ryan tam bir korkaktı. Ona bakmak bUe midemi bulandırıyordu.

“Onu görmem lazım.” Tabii ki annemizden bahsediyordu. Da­yanağı, .para kaynağı, güven hissi sağlayan kişi ve ailemizin Ryan’ıtı gerçekten önemsiyor gibi göründüğü tek üyesi.

“Neye ihtiyacın olduğu umurumda değil,” dedim tükürürcesine ve Marc aynı fikirde olduğunu burnundan ses çıkararak gösterdi.

“Pekâlâ. Bunu anlıyor ve seni suçlamıyorum.’ Ryan başıyla onayladı, ağzı burnu dağıtılmasın diye karşısındakini yatıştırmaya her zaman hevesliydi. “Ama beni görmeye ihtiyacı var.”

Gözlerimi devirdim. “Neden seni görmeye ihtiyacı olsun ki?

“Seni görmeye ihtiyacı olmasıyla aynı sebepten. Çünkü o bizim annemiz. Ethan yüzünden yeteri kadar acı çektiğini düşünmüyor musun?”

“Yapma.” Zorlukla yutkundum ve Jace yanımda hırlarken el­lerimi yumruk yaptım. “Adım söylemeye hakkın yok. Ethan senin olmadığın her şeydi. Hepimiz için defalarca savaştı. Masum bir dişi kedi için dövüşürken öfdü. Ama sen… Bizi sattın.” Suçluluk dolu bir bakışla gözlerini indirdi ve bu beni daha da sinirlendirdi. “Bana bak,”

dedim, boğazım ona bağırarak söylemek istediğim şeyleri tuttuğum için ağrıyordu. Aylardır içimde tuttuğum suçlamaları. “Bana en azından göz teması borçlusun.”

Ryan başım kaldırdı ve yüzünde gördüğüm ıstırap öfkemi ya­tıştırmadı. Istırap nedir bilmiyordu. Sebep olduğu acıya benzer bir şey bilmiyordu.

“Abby on yedi yaşında ve bakireydi. Ona tecavüz etmelerine izin verdin. Sara evlenecekti ve ona tecavüz etmelerine, ardından onu öldürmelerine izin verdin. Ellerini üstümde gezdirmelerine izin verdin. Onların bana…”

Ryan irkildi ve cümlemi tamamlayamadım. Bana ne yapmaları için izin verdiğim biliyordu. Ve korkuyla sinmesine bakılacak olursa, anıların canını acıttığın] söyleyebilirdim. İyi. Ama anılar benim canımı acıttıkları kadar onun canım acıtanı azlardı.

“Annemin neye ihtiyacı olduğunu bana söyleyeyim deme. Sana ihtiyacı yok. Hiçbirimizin yok.”

Ryan iç geçirdi ve bakışları güçlendi, sanki gözlerimde bir şey arıyor gibiydi. “Bunu duymak istemediğini biliyorum ama annem beni bağışladı, Faythe. Sen neden bağışlayamıyorsun?”

Yumruğum daha ben farkına varmadan uçtu. Ryan’ın burnundan ses çıktı, ardından gömleğime ve boynuma kan sıçradı. Ryan uludu ama ses boğazına akan kanla kesildi. Elleriyle yüzünü örttü.

Marc mırlayıp ayak bileğime süründü. Ryan mahvolmuş burnunu özenle tutup dizlerinin üstüne düştü.

“Annemi yakalamadılar, tekme ve yumruk atmadılar, aşağılama­dılar,” diye tersledim. “Pis bir bodrumda bir kafesin içine atmadılar. Ona dokunulmada. Affetme lüksüne sahip çünkü kâbuslarında bunlarla savaşmak zorunda kalmıyor. Bununla ilgili kâbus gördüğümü biliyor muydun, Ryan?” Önünde çömelip gözlerini görene kadar saçlarından tutup başım geri çektim. Gözleri hızla şişip moraran derisiyle…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  • Kitap AdıLider - Dönüşüm Serisi 6. Kitap
  • Sayfa Sayısı464
  • YazarRachel Vincent
  • Çevirmen Esra Doyuk
  • ISBN9786053431329
  • Boyutlar, Kapak14 x 21 cm , Karton Kapak
  • YayıneviPegasus Yayınları / 2013-11

Yazarın Diğer Kitapları

Yazarın Diğer Kitapları



Okudunuz mu?

Rastgele Kitap Getir Son Girilenleri Getir

Yeni girilen kitapları kaçırmayın

Şimdi e-bültenimize abone olun.

Oynat Durdur
Vimeo Fragman Vimeo Durdur