Birazoku.com sitesinde de kitapların ilk sayfalarından biraz okuyabilir, satın almadan önce fikir sahibi olabilirsiniz. Devamı »

Yazar ya da yayınevi iseniz kitaplarınızı ücretsiz yükleyin!

Facebook’ta Beğen

tutkunun-sirri-anna-mallory-nemesis-kitapTutkuya giden yolu açmak için küçük bir tuzak kurabilirsiniz; romantik bir aşk tuzağı…

İyi eğitimli olmasına rağmen sosyetenin bir parçası olma fikrinden hoşlanmayan Miranda Chase, günlerini amcasının kitapçısında çalışarak geçirmekteydi. Çalıştığı kadar okumaya fırsat bulduğu için de memnundu. Bir gün, inanılmaz derecede sürükleyici bir aşk hikâyesini okurken kafasını kaldırdığında, karşısında onu gördü: Vikont, Maximilian Downing.

Bu karşılaşma sadece bir tesadüf müydü yoksa kurulmuş, romantik bir tuzak mı?

***

BÖLÜM BİR

Bir numaralı sır:
Baştan çıkarmanın ilk kuralı oltaya yemi takmaktır.
Londra, 1820

Miranda Chase zamanla aşınarak pürüzsüzleşip yumuşak bir dokuya kavuşan ahşap tezgâha eğildi. Dalgın dalgın par­mağını saçına doladı, tırnağıyla oynamaya başladı. Kulağı­nın dibindeki bu hafif, istikrarlı bir tempoyla devam eden ses eşliğinde, önündeki kitabı soluk bile almadan okumaya başladı.

“Daha hızlı,” diye mırıldandı. “Hayır, bahçeye değil, za­ten o da senin oraya gitmeni istiyor. Kuleye kaç. Kapıyı kilitle.”

Ama kitabın kadın kahramanı, labirent şeklindeki çalı bahçesine daldı. Bu dolambaçlı yol, ya arzu ettiği özgürlü­ğü ona verecek, ya da onu sonsuza dek şeytanın pençelerine teslim edecekti.

Zihnindeki labirentten gelen kalın bir ses duydu. “Aydın­lanma ile ilgili kitaplar ne tarafta acaba?”

Kötü adam kadın kahramanın bulunduğu yere doğru iler­lerken, Miranda onun sıcak nefesini hisseder gibi oldu. Du­manlı ses tonuna uygun, şeytani ve kışkırtıcı nefesi.

Miranda gözünü sayfadan ayırmadan, dalgın dalgın karşı köşeyi gösterdi. “Sağdan üçüncü raf.”

Müşterinin birbirine dolanmış çalılar ve gittikçe daralan labirentteyken araya girmesine aldırmadan, kadın kahrama­nına geri döndü. Kötü adam ile arasında bir çalı duvar kal­mıştı sadece. Adam yol ayrımından sağa dönerse…

“Peki ya şey…”

“Hmmm?” Miranda mırıldandı, bir an konsantrasyonu bozuldu. Keşke Peter hastalanmasaydı. Miranda akşamüs­tü vardiyasını almak zorunda kalmayacaktı. Basımdan yeni çıkmış olan tanıtım kitabı daha bu sabah gelmişti. Barların kokteyl saatlerinde pek gelen giden olmuyordu. Karşısın­da duran müşteriyle de, amcasının yalvarmaları yüzünden kavga etmedi.

“Şey bölümünü…”

Kötü adam labirentteki yol ayrımından sağa dönmüştü. Miranda başını iki yana salladı. Kadın kahramana, kuleye saklanması gerektiğini, dışarıda dolaşmaktan hayır gelme­yeceğini söylemişti. En iyisi, güvenli ve rahat olan yerde kalmaktı.

“Hanımefendi, beni dinliyor musunuz?” Kısık, çatallı bir ses. Sanki sesin sahibi gece fazlasıyla dağıtmış ve sabah yeni uyanmıştı. Çekici bir ses. Tıpkı kitaptaki, tatlı diliyle herkesi kandıran kötü adamın sesi gibi. Asil kahramanın ise daha net ve berrak bir sesi vardı. Keşke kadın kahraman tatlı dili kötü adam tarafından bir anlığına baştan çıkarılmasaydı.

“Hanımefendi?”

“Hmmm.” Tatlı dilli şeytan gittikçe yaklaşıyordu.

“Şey bölümü, diyorum…” Sesinin tonundaki bu ifade eğlence mi, yoksa alay mı? Sürekli müşterilerin yanı sıra, Miranda işe gelmeyen birinin yerine baktığında, müşteriler sipariş vermek ya da parasını verdikleri ürünü teslim almak dışında, onunla pek iletişim kurmazlardı. Özellikle de ka­litesi sesinden beli olanlar. Yavan sesler, sıkıcı tonlar. Bel­ki biraz da tahriş olmuş. Ayaktakımına bir şeyler danışmak için pek çaba sarf etmezlerdi bunlar.

Ama alışılmadık şekilde sıcak gelen bu seste ilgi vardı. Hecelerde. Sanki sesin sahibi isimsiz bir tezgâhtarla değil de, doğrudan Miranda’yla konuşuyordu. Kalitesizliklerini maskelemek için kitapçıda yeterince klasik olmadığından şikâyet eden kendini beğenmiş beyefendilerde sıkça duyu­lan o genizden gelen ses değildi. Bu tip adamlar iddialarını, çalışanlar üstünde uygulamayı ve onlarla fikir çatışmasına girmeyi pek severler, ama asaletlerinin gerektirdiği gibi davranmazlardı.

Miranda bazen onların karşısında cahilmiş gibi davran­makta zorlanırdı. Sakin, nazik, tartışmaya girmeyen, işi­ne saygılı yeğen… işte Miranda Chase buydu, tezgâhtar. Kontrolsüz enerjisini, düşüncelerini bir düzene sokacağı mektuplar ve yazışmalara harcaması, böylece tutkularından arınması daha iyiydi.

Ama bu ses… kesik kesik konuşan bu ses, tartışma ya da çatışmanın değil, balo salonlarının ve yatak odalarının sesiydi.

Miranda dikkatini dükkâna yöneltti. Ne sormuştu bu adam?

“Seks.”

Miranda bir anda gözünü kitaptan ayırdı, kadın kahra­man, sırtı böğürtlen çalısını dayalı vaziyette donup kaldı. Yüzüne bakmadığı adam, Miranda’nın sorduğu soruya bu cevabı vermişti.

Şok olmuş bir halde gerçek dünyaya döndü, başını kal­dırdı, kömür karası ve şaşırtıcı bir beyazlıkla karşılaştı. Par­mağına doladığı saçı çözüldü, elindeki kitabı küt diye tez­gâha bırakıverdi. Konuşmak için bir müddet çabaladı. Ha­fifçe öksürdü, annesinin katı görgü kurallarını ve önündeki adamın onu böyle şaşırtmasına izin vermemesi gerektiğini hatırladı.

“Efendim?”

“Ah, sonunda dikkatinizi verdiniz.” Eğlence, evet. Alay, kesinlikle. “Ancak yine de, sorumu üç farklı şekilde tek­rar etmek zorunda kaldım. Dikkatinizi çeken ise sonuncusu oldu.” Biçimli siyah kaşını kaldırarak güldü. “Ne kadar en­teresan. Cevabınız nedir?”

“Siz bana seks yapmayı mı teklif ettiniz beyefendi?”

Adamın yüzünde tuhaf bir gülüş belirdi, bu da önceki gülüşü kadar çekici, ama daha gizemliydi. “Erotik kitap­lar bölümü nerede diye sormuştum. Ancak talimatları geçip doğruca eyleme geçme konusunda katılım sağlarsanız da, çok memnun olurum.”

Miranda adama dik dik baktı. Elinde değildi. Böyle şık -ve erkeksi- giyinmiş biri her gün gelmiyordu amcasının dükkânına. Ve bu kadar erkeksi bir adam… Miranda kı­mıldamadan dururken bile hareket ediyormuş gibi görünen adamın bakışları altında doğru sözcüğü bulmaya çalıştı… her gün böyle uygunsuz bir teklifte bulunmuyordu. Sokak­ta peşini bırakmayan erkeklerin gözlerine hitap etmek için giyinen Georgette’e böyle teklifler geliyor olabilirdi, ama Miranda Chase’e, hayır.

Üstündeki basit elbiseye baktı. Her şey yerli yerindeydi. İliklerin arasındaki boşlukta görünen bir yeri yoktu, eteği açılmamıştı, bir erkeği olağan dışı şeyler düşünmeye itecek bir durum yoktu.

Adam başını yana yatırdı, neşeli bir şekilde gülüyordu hâlâ, sanki suratına yapışmıştı bu gülüş. Sonra hafifçe, sev­gi dolu bir ifadeyle yumuşadı. Cilalı maskenin altındaki sertlik. “Duruma uygun giyinip giyinmediğinize mi bakı­yorsunuz?”

Tamamen şaşkına dönen ve kulaklarına inanamayan Mi­randa, muhtemelen biraz da aptallaşmış bir halde, dik dik bakmaya devam etti. “Siz…” Bir an duraladı, adamı incele­di, siyah gözlerine daha dikkatli bakmak için kaşlarını çattı. “İyi misiniz, beyefendi?”

“Çok iyiyim, evet.”

Miranda onun terziden çıkmış elbisesine, zayıf ve güç­lü yapısına baktı. Onu sarmalayan bu sadelikte bile yırtıcı bir mizacı olduğunun belirtileri vardı. Hararetle odaklanışı, güvenli bir tavırla tezgâha eğilişi, onunla ağırkanlı bir ta­vırla konuşması. Genç kızların bucak bucak kaçtığı, olgun kadınlarınsa kollarına atladığı, tanımlanamayan, tamamen erkeklere özgü bir nitelik. Georgette şimdi burada olsa kir­piklerini kırpıştırmaya, eteğini hafiften yukarı sıyırmaya başlamıştı bile. Bir de Miranda’yı dirseğiyle dürtüp onun da aynı şeyi yapmasını isterdi. Neşeli bakışlarındaki ciddi­yet eksikliğini vurgularmış gibi siyah ve beyaz bir çalışma.

Batmakta olan güneşin ışıkları dükkânın tozlu camına vu­ruyor, şaşırtıcı beyazlıkta bir tene sahip olan adamın, koyu renk kıyafetiyle ve sağ taraftaki gölgelerle tezat düşen yü­zünün sol yanını aydınlatıyordu.

Ve elleri…

“İyi misiniz, bayan?”

Yine o alaycı ifade. Çatallaşmış sesine işlemiş. Miran- da’nın hayalleri ansızın son buldu.

“Oldukça.” Kaldığı sayfaya bir kâğıt parçası koyup kita­bı kapattı, tezgâhın altına koydu. Sadece bir müşteriydi bu adam. İşini bitirir bitirmez de gidecekti. İdare edilmeyecek bir durum yoktu. Miranda az önceki gibi tutuk değildi. Ne­şeyle gülümsedi. “Size nasıl yardımcı olabilirim?”

Ama adam hafifçe gülümsedi, gözü Miranda’nın kitabına kaydı.

Çok güzel ve sert olmayan dudakları vardı.

Miranda tedirgin bir tavırla, kitabına dokundu, bu tür dü­şünceleri bastırmaya çalıştı.

“Beyefendi?”

“Ne okuyorsunuz?”

Miranda, adamın dikkatini dağıtmak amacıyla, tezgâhta duran, hepsi de çok meşhur olan satılık kitapları düzenledi. “Yeni kitaplarımız geldi, hepsi de şahane. Seçmenize yar­dımcı olabilir miyim?”

“Sizin okuduğunuz kitabı istiyorum.” Adam neşeyle güldü.

Başkalarının göreceği şekilde kitap okuyarak risk almış­tı, ama o kadar çok istemişti ki, şeytana uymak zorunda kal­mıştı.

Miranda gülümsedi. “Maalesef o kitap tektir. İstediğiniz başka bir şey…”

“Başka yok mu? Burası kitapçı ve basımevi değil mi?” Adam yapmacık tavırlarla dağınık raflara baktı. Sağ elini yıpranmış tezgâha koydu.

“Öyle. İstediğiniz kitabı getirtebiliriz, elbette.” Miranda başını kaldırıp saçını kulağının arkasına attı. “Ama bu kitap henüz geniş baskıya girmedi, o yüzden biraz beklemeniz gerekecek, maalesef.”

“Siz nasıl edindiniz peki?” Miranda’nın tepki vermesine fırsat kalmadan, adam parmağını uzatıp kitabın cildine do­kundu. “Özellikle de bunu.”

Adamın parmakları eldivenli elini sıyırıp geçerken Miranda’nın kalbi duracak gibi oldu. “Ben… şey…” diye kekeledi, nefesini kontrol etmeye çalıştı. “Sanırım şansım varmış, beyefendi.”

Son Gotik romanın ön sürümüydü bu kitap. Çok popü­lerdi. Adamı alaycı ifadesine bakılırsa, kitabın ne olduğu­nu biliyordu. Erkeklerin çoğu bu tür kitaplardan korkuyla uzaklaşırdı. Sanki en son sayfada pusuya düşecekler, ya da kadın zihninin sırlarını çözeceklermiş gibi.

“Hemen okumak istediğim bir kitabı sipariş verip bekle­yecek kadar sabrım yok.”

Miranda başını salladı. Adamın parmaklarının sıyırıp geçtiği yere dokunmamak için kendini zor tutuyordu. Bu adamda onu rahatsız eden bir şeyler vardı. En derin sırlarını açığa çıkarabileceğini anlatan imalı bakışı vardı. Parmak­ları kendiliğinden o noktaya dokundu, içinden yükselen sı­caklığı hissetti. “Sizi anlıyorum. Dediğim gibi, kitap basılıp dağıtıma çıkar çıkmaz getirtiriz.”

Adamın beyaz gömleğinin sol yanı gölgede kalmış, ka­rarmasına sebep olmuş, gömleğinin diğer tarafı ise bem­beyaz kalmıştı. Sadece siyahlar giymiş olsaydı da hakkını vereceğine dair bir hisse kapıldı, sadece fiziksel anlamda değil.

Başka bir dünyadan çıkıp gelen bir adam, aklına tuhaf şeyler getiriyor, utanç verici şeyler yapmasına sebep olu­yordu. Teninin ürpermesine yol açıyordu.

“Ekspres gönderi için ilave ödeme yapabiliriz, dilerseniz.”

Adam eninde sonunda bu oyuna bir son verecekti. O ki­tabı almak istediği falan yoktu.

“Elinizdeki baskı için iki pound veririm.”

Miranda’nın deri ciltli kitabın üstündeki eli tereddütle kımıldadı, bakışları dondu kaldı. “Efendim?”

“İki pound. Hemen.”

Miranda iki pounda dünyanın kitabını alabilirdi. Ya da yeni bir elbise. Ya da küçük zulasında, kötü günler için sak­lardı bu parayı.

Adam elini cebine attı. Alay etmekten bıkmış gibi duru­yordu.

İki pound.

Ama adamın konuşma tarzında, Miranda’yı savunmaya geçiren bir şey vardı.

Aslında adamın her şeyi onu savunmaya geçiriyordu. Başta aşağı şık giyinmiş, ama eldiven takmamıştı. Sanki gölgelerin altında uzun, lezzetli, bedensel bir sır saklıyor gibiydi. Tehlikeliyim, diye bağırıyordu.

“Hayır, teşekkür ederim. Ben…”

“Dört pound.”

“…rica edeceğim…”

“Yirmi pound o halde.”

Miranda öksürmeye başladı. Yirmi pound. Bir yılda bile o kadar para kazanmıyordu. Bütün tanıdıklarını kullanıp, Patemoster Row’da erken basılmış bir kopya için pazarlık edebilirdi, yirmi pounda.

Ama bu kopya çok değerli bir hediyeydi. Aldığından beri başı dönüyordu. Ve kitabın en heyecanlı yerindeydi. Neler olacağını öğrenmek istiyordu. Adamdan, Row’da başka bir ön sürüm bulana kadar beklemesini isteyebilirdi, tanıdıkla­rından biri beş pounda bu işi halledebilirdi, ama içinden bir ses, karşısında duran bu adamın böyle bir anlaşmaya razı gelmeyeceğini söylüyordu.

Adamın duruşundan ve gözlerindeki alaycı, imalı ifade­den anlamıştı bunu. Bu bir oyundu. Yirmi poundu verecek­ti. Ödeyebilirdi, duruşunda, başını yana yatırışındaki sertlik ve asaletten anlıyordu bunu. Bu, onun için bir oyundu.

“Çok cömert bir teklif, ama reddetmek zorundayım.” Yir­mi poundu geri çevirmek canını yakmıştı. Eline geçecek her bir kuruş, seyahatlerine imkân sağlayacaktı ve yirmi pound, birkaç kuruştan çok daha büyük bir paraydı. Ama kitapları seviyordu. Ve kitaplar ona beklenmedik, değerli bir hediye vermişti. Sonunda kıta turuna çıkabilecekti, planlanan, ama sonra iptal edilen Büyük Tur.

Dalgın dalgın bacağındaki yara izini ovdu. Artık hayatı seviyordu.

Düşüncelerinden sıyrıldı. “Kusura bakmayın, ama kitabı çok severek okuyorum ve bitirmek istiyorum.” Mantranın…

Yayım tarihi

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  • Kitap AdıTutkunun Sırrı
  • Sayfa Sayısı384
  • YazarAnne Mallory
  • ÇevirmenFeyzan Kiper
  • ISBN9786055092733
  • Boyutlar, Kapak14 x 20 cm , Karton Kapak
  • YayıneviNemesis Kitap / 2014-04

Yazarın Diğer Kitapları

Yazarın Diğer Kitapları



Okudunuz mu?

Rastgele Kitap Getir Son Girilenleri Getir

Yeni girilen kitapları kaçırmayın

Şimdi e-bültenimize abone olun.

Oynat Durdur
Vimeo Fragman Vimeo Durdur