Birazoku.com sitesinde de kitapların ilk sayfalarından biraz okuyabilir, satın almadan önce fikir sahibi olabilirsiniz. Devamı »

Yazar ya da yayınevi iseniz kitaplarınızı ücretsiz yükleyin!

Uzun İlişkilerin Sırrı
Uzun İlişkilerin Sırrı

Uzun İlişkilerin Sırrı

Hakan Mengüç

“Beni olduğum gibi sev, olmamı istediğin gibi değil!” İlişkiler, insanın kendiyle yüzleşme alanlarıdır. Hepimiz her insanda bambaşka insanlar olur, başka yönlerimizi, başka yüzlerimizi görürüz….

“Beni olduğum gibi sev, olmamı istediğin gibi değil!”

İlişkiler, insanın kendiyle yüzleşme alanlarıdır. Hepimiz her insanda bambaşka insanlar olur, başka yönlerimizi, başka yüzlerimizi görürüz.

İlişkiler, yaşam yolculuğu boyunca tecrübe ettiğimiz gelişim sürecinin en kıymetli parçalarıdır. İlişkiler, sınavımız değildir. Bir başarı ya da başarısızlık hikâyesine de dönüştürülmemelidir. İlişkiler dönüşüm alanlarımızdır, kendimizi bir başkasında görmek, kendimizi bir başkasında sevebilmek, hatta çoğu zaman kendimizle ilk kez tanışmaktır.

Uzun bir ilişkinin sırrı sevmek ama kırmadan, dökmeden sevebilmek. Bugünlerde insanların sevilmeye ama kırmadan dökmeden sevilmeye ihtiyacı var. Güvenebilmeye ihtiyacı var, çünkü güvenin olmadığı yerde sevgi de olamaz. Sabra ihtiyacı var, hemen ilk kavgada ayrılmaya değil, mücadele etmeye. Çünkü sevmek için yürek ama sürdürmek için emek gerek. İnsanların, kendilerini olduğu gibi seven kişilere ihtiyacı var, onları değiştirmeye çalışanlara değil. Ve tabii ki ilgiye… Çünkü ilgi görmeyen her şey ölür, çiçekler bile.

Bu kitap uzun ilişkilerin sırlarını samimiyetle ve açık yüreklilikle paylaşmayı hedefliyor.

Hakan Mengüç, eserleri 13 farklı dile çevrilen ve uluslararası alanda tanınmış bir yazar ve akademisyendir. Aynı zamanda, kendi bestelerinden oluşan müzikleri, dünya genelinde geniş bir dinleyici kitlesi tarafından ilgiyle takip edilmektedir.

“İki kişinin
buluşması,
iki kimyasal
maddenin
teması gibidir.
Herhangi bir
tepkime varsa,
her ikisi de
dönüşüm
geçirir.”
– Carl Gustav Jung

İÇİNDEKİLER
YAZAR HAKKINDA / 11
Mutfak Penceresinin Önünde Mormenekşeler / 15
Uzun İlişkinin Sırrı
4S + 1İ Kuralı / 23
Hoş Geldin Aşk / 27
Biz Olmak
-Birlikte Daha Anlamlı ve Daha Değerli Olma Düşü- / 31
İlişki, Kendinle Yüzleşme Fırsatıdır / 37
Dünyayla baş edecek gücümüz vardır ama
Yine de bir küçük kusurun altında ezilir kalırız / 40
Sadece güzel insanlar mı layıktır sevilmeye? / 44
Güzellik Bir İllüzyon / 47
Kadının Doğası-Erkeğin Doğası / 51
Duygusal Stres / 55
Hormon Etkisi / 59
İyi İlişki Nasıldır? / 61
Biz Şimdi Neyiz? / 71
Kararsız Âşıklar / 75
Beklenti mi İstek mi? / 77
Vicdanlı İstek / 83
Ben Anlatmadan Anlasın Beni
Ben Söylemeden Versin İhtiyacım Olanı / 85
Bir Gün, Benden Şikâyet Ettiğin Ne Varsa Özleyeceksin / 87
Dostluktan Doğan Aşkla, Tutkudan Doğan Aşk Farklı mıdır?
-Brad Pitt, Jennifer Aniston ve Angelina Jolie- / 91
Toksik İlişki
-Johnny Depp & Amber Heard- / 95
Fedakârlığın Ağır Bedelleri / 101
Sevseydi / 113
Ne Seninle Ne de Sensiz
-Yüz Göz Olmanın Yok Ediciliği- / 115
Yalnızlık Molası / 121
Bir Derin İhanet Meselesi
-Sadakat ve İhanet- / 123
Benim neyim eksikti? / 125
Aldatsa da Beraberiz
-İhanetten Sonra Daha da Kuvvetlenen İlişkiler- / 129
İhanetin Ardından İlişkilerde Güveni
Yeniden İnşa Etmenin Yolları / 132
Başına Kakacaksan Hiç Affetme / 134
Güven Duygusu Sonsuza Kadar Sürmez / 137
“Hayır” Diyebilmenin Gücü / 139
Vazgeçilmezlik Hırsı
-Ego Savaşları- / 141
Kıskançlık, Sevgiden Değil, Sevgisizlikten Doğar
-Othello Sendromu- / 143
İçime Bir Kurt Düştü / 146
Kıskanmıyorsa Sevmiyor mudur? / 151
Parada Cimri İnsan, Aşkta da Cimri midir? / 153
İletişim Sanatları / 155
Terk Edilmenin Dayanılmaz Ağırlığı / 161
Ben Bu Yüzden Hiç Kimseden Gidemem / 165
Ayrılıklar da Sevdaya Dahil / 168
Aşk acısı ne zaman geçer? / 170
Unutmayı Öğrenmek
-İlk akla gelendir en çok unutmak istediğin- / 173
Çevrimiçi Aşklar / 177
Fark Edilme Arzusu / 181
“Fark edilmiyorsam yokum!” İnancı / 183
Yaş Farkı / 187
Onda Bunda Şundadır / 189
Monotonluk Tehlikeli midir? / 191
SON SÖZ / 195
Testler
Yaşadığım ilişki sağlıklı mı değil mi? / 66
Ne kadar fedakârım? / 105

Mutfak Penceresinin Önünde Mormenekşeler 

Çocukluğum Bursa’da komşuların kapılarını kilitleme ihtiyacı bile duymadığı, birinin derdine herkesin koştuğu, kimsenin kimseyi aç yatırmadığı güzel bir mahallede geçti. 

Sevgisizliği, ihaneti, yalanı, dedikoduyu, ikiyüzlülüğü, kötülüğü görmediğim için çocukluğum boyunca sevgi ve güven dolu bir hayatın dünyanın doğal bir hali olduğuna inandım. Yani iyi niyetli olmak, şefkat göstermek, yardım etmek, destek olmak, çare olmak, dürüst olmak, aldatmamak zaten her insanın doğuştan getirdiği, dünyadaki bütün insanların bunlara sahip olarak doğduğu, üzerinde düşünmeye, konuşmaya hiç gerek duymayacağı konular gibi geliyordu.

Fakat sonra bir gün bir şey oldu ve o günden sonra hayatım bambaşka bir seyir aldı. Bu yaşıma kadar hâlâ peşinden koştuğum, hayatımın geri kalanını üzerine inşa ettiğim bir meseleye odaklandım ve hep o meselenin öğrencisi oldum, sanırım hayatımın sonuna dek o meselenin öğrencisi kalacağım. 

Sanırım on yaşındaydım ya da dokuz. Sorumluluk almayı, sevgimi göstermeyi, yardım etmeyi seviyordum çünkü karşılığında bana “aferin” dediklerinde, emeklerimi onayladıklarında çok daha büyük bir tatmin ve mutluluk yaşıyordum. Karşılığında sevileceğim, onaylanacağım diye boyumu aşan sorumlulukların altına bile girmeye razıydım. Belki bu defa daha büyük bir aferin alırım, daha çok sevilirim diye düşünüyordum sanırım.

Bir gün annemin bir tanıdığımızın vefatı üzerine İstanbul’a gitmesi gerekti. Babam cenazeden sonra geri dönmüştü ama annemin mevlitler, dualar, taziyeye gelen konukların ağırlanması, yemeklerin yapılması, ikramlar ve karşılamalara yardımcı olması için birkaç gün daha orada kalması gerekiyordu. Sanırım bir hafta ya da on gün kadar babamla evde yalnızdık. 

İstanbul’a telaş ve üzüntüyle gittiği için çok sevdiği çiçeklerine dönüp bakamamıştı bile annem. “Ben gelene kadar çiçeklerim sana emanet tamam mı?” dedi annem bana. “En çok da mutfaktaki menekşeler.”

Hiç lafını ikiletmeden “Tamam anne” dedim. “Sen hiç merak etme, ben varım. Çiçeklerine hiçbir şey olmaz.”

Annem hangisine nasıl bakmam gerektiğini, hangisine su verilecek hangisine verilmeyecek, hangisini öğlen güneşinin yakıcılığından korumam gerek, hangisine su vermemem gerek anlattı ama hiç dinlemedim. Çiçek bakmakta ne vardı ki? Suyunu verirsin, mutlu mesut büyür işte. Aklımda kalan tek cümlesi “En çok da mutfaktaki menekşeler sana emanet” oldu. Belli ki menekşe çok önemliydi ve benim asıl zaferim menekşe sayesinde olacaktı. Sanırım en büyük aferini, en kıymetli takdiri bu menekşeyle kazanacaktım.

Okullar yaz tatilindeydi. Sabahları babamla kahvaltımı yaptıktan sonra birlikte sofrayı kaldırır, evden çıkarken de mutfak penceresinin önünde bekleyen menekşelere bir maşrapa su döker (annem de çiçeklerini aynı maşrapayla sulardı), arkadaşlarımla oynamak için dışarı çıkardım. Babam işten dönene kadar, ben de komşuya emanettim. 

Gerçekten çok sorumluluk sahibi, sevgi dolu, sevilmeyi hak eden, akıllı bir çocuk olduğuma inanıyordum çünkü sabah, öğle, akşam tek öğünü bile unutmadan menekşeleri suluyordum. Mutfak penceremiz boydan boya menekşelerle kaplıydı. Annem gerçekten bayılırdı onlara. Onun menekşe aşkından emin olduğum için evdeki diğer çiçeklerden çok menekşelerin kocaman olmasını, annemin de büyülenmesini istiyordum. Böylece bana “Sen neler başardın böyle oğlum, ne kadar akıllı ve yetenekli bir çocuksun, harikasın, aferin sana!” demesini umuyordum.

Çok değil, iki üç gün sonra menekşeler benim bile dikkatimi çekecek kadar kararmaya başlamıştı. Toprakları çamura dönmüştü. Durum beni endişelendirmeye başlamıştı tabii, içimi bir korku aldı. Çürüyen yaprakları koparıp atmaya başladım önce. Daha ne kadar su istiyor olabilir ki bunlar deyip su vermeye devam ettim ama durum daha da kötüleşti. Saksıların içinde bir tane bile mor yaprak yoktu bir haftanın sonunda. Annem giderken menekşe bahçesi gibiydi mutfak penceresi, şimdi çamur yığınlarıyla doluydu, çok kötü görünüyordu.

Annem döndüğünde dokunsalar ağlayacak kadar hassastım, odamdan çıkmıyordum, arkadaşlarım beklediği halde oyunlarına gitmedim. Ne yaparsam yapayım bir şekilde mutfağa girecekti annem. Önce hasret giderdik, öpüşüp koklaştık. Beni gerçekten çok özlemişti, kolunun altından çıkmama izin vermiyordu. Sonra oturduğu yerden balkondaki çiçeklere baktı. “Durum gayet iyi” dedi.

“Nasıl yani?” dedim. Onları bir kere sulamıştım sadece, sonra aklıma bile gelmemişlerdi. Bazılarının yapraklarında fazla güneşten yanık lekeleri oluşmuştu ama “Olsun” dedi annem. “Ellerine sağlık oğlum.” 

Bu beni mutlu etmeye yetmiyordu tabii çünkü asıl ilgimi ve emeğimi menekşelere vermiştim ve o cephede bir hafta içinde yenik düşmüştüm. Sonra kalkıp mutfağa gitti annem, “Çay demleyelim iki lokma bir şeyler atıştıralım” dedi. Mutfağa girmesiyle “Aaa!” diye haykırması neredeyse bir oldu. İçeri girer girmez pencereye kaydı tabii ki gözleri. “Menekşelerim nerede!”

Peşinden koştum hemen. Ne diyeceğimi bilemiyordum. O kadar şaşkın ve üzgündü ki. “Oğlum ne oldu bu menekşelere böyle?” 

Sürekli suladığım halde çürüdüklerini söyledim. “Ah, ah, ah…” dedi annem. “Menekşe o kadar sulanmaz, yapraklarına su değdirmemen gerekiyordu, üzerinden oluk oluk su boca edilir mi hiç? Bunlar nemi sever, o yüzden mutfakta çok güzel yetişir, mutfakta kaynayan yemeklerin, çayın buharıyla yıkanır bunlar, ah ah!”

Annem yakındıkça sinirlerim bozuluyordu, çok üzgündüm, çok mutsuzdum. Hiç hayal ettiğim gibi olmamıştı bu kez. 

“Ben nereden bileyim menekşelerin ne sevdiğini?” diye karşı çıktım. “Nefret ediyorum menekşelerden, hiç sevmiyorum ben menekşe, en iğrenç çiçek menekşe, diğerlerine hiçbir şey olmuyor bu çürüyor, en aptal çiçek menekşe!” diye söyleniyordum.

Annem ne kadar üzüldüğümü anlayınca yakınmaktan vazgeçti hemen. “Öyle deme…” dedi. “Sen bütün çiçekleri, bütün hayvanları ve insanları seversin.”

 “Sevmem, menekşelerden nefret ederim!” diye karşılık veriyordum hâlâ.

“Tanımadığın için sevmiyorsun menekşeyi…” dedi. “Tanısan onu da severdin.” 

Bu söz hayatım boyunca hiç çıkmayacaktı aklımdan. Doğru sevmek tanımayı, bilmeyi, öğrenmeyi ve anlamayı gerektirirdi. Çok sevmek de aslında bir tür ihanetti. Doğru sevmeyi öğrenmedikçe yoğun ilgimizle beslediğimiz, bolca suladığımız halde çürütüp yok ettiğimiz, boğduğumuz, dengelerini bozduğumuz ilişkilerin hüsranını ve hayal kırıklığını yaşamıyor muyuz çoğu zaman?

Kendi ellerimizle zarar verip boğduğumuzu katiyen kabul etmeyip sonra birdenbire çürüdüğü için ondan nefret etmiyor muyuz, sanki çürümek onun suçuymuş gibi “En aptal çiçek menekşedir!” der gibi suçlamıyor muyuz? Menekşeyi sevmeyi bilirsen eğer, çok güzel bir çiçektir halbuki. Belki daha nazlıdır, belki daha fazla bilinmek ister, tanınmak ister ama onu menekşe yapan da tam olarak bu değil midir zaten?

Bazen çok sevmenin doğru sevmekten daha kıymetli olduğuna inanarak ihanet eder, yaralar, çürütürüz sevdiklerimizi ve çürüdü diye de öfke duyarız, nefret besleriz onlara.

“Hiçbir şey bilmeyen, hiçbir şeyi sevemez. Hiçbir şey yapamayan, hiçbir şey anlatamaz. Hiçbir şey anlamayan, değersizdir. Oysa anlayan kişi aynı zamanda sever, farkına varır, görür. Bir şeyin özünde ne kadar bilgi varsa, sevgi de o kadar büyük olur. Tüm yemişlerin böğürtlenlerle aynı zamanda olgunlaştığını düşleyen kişi, üzümlere ilişkin bir şeyi bilmiyor demektir.” – Erich Fromm

O gün, çok sevmenin sandığım kadar iyi bir şey olmadığını anladım. Doğru sevmek gerekiyordu ama doğrusu neydi? Dünyada milyarlarca çiçek, milyarlarca hayvan, milyarlarca insan vardı. Her biri nevi şahsına münhasır. Hangisini nasıl sevmem gerektiğini nasıl öğrenecektim ki?

İşte ondan sonra hayatımı tam olarak buna adadım. Aldığım musiki eğitimi de, sufi eğitimi de, kurduğum hayat da, yazdığım kitaplar da, felsefe-sosyoloji-psikoloji ve edebiyat alanındaki okumalarım da tam olarak bu konuya odaklanmıştır.

Milyarlarca insanı, hayvanı, bitkiyi tek tek tanıyıp bilip öğrenip onlarla sevgi ilişkisi, iletişim geliştirmek mümkün değil. Ama sevmek için seçtiğini tanımak, bilmek, öğrenmek, anlamak ve buna göre ilerlemek zorundasın. Ona emek vermek, zaman tanımak, onunla gelişmek, onunla etkileşmek, dengelenmek, gerekirse tamir etmek, yüzleşmek, derinleşmek, kendini de beraberinde sorgulamak, kendini de gözden geçirmek zorundasın. Aksi halde kurmaya çalıştığın o ilişki, çok sulandığı için çürüyen menekşeler gibi kayıp gider ellerinin arasından ve sen dünyanın bütün menekşelerini suçlamaya başlarsın bu yüzden. Bir menekşeyi doğu tanıyıp, doğru bilip, ona doğru bakamadığın, doğru sevemediğin için bütün menekşelerden nefret edersin.

Zaten nefret de tam olarak sevginin bir parçasıdır. Başarısız olmuş bir sevgi çabasının hayal kırıklığıdır. Psikolog Rollo May de “Sevginin zıddı nefret değildir, kayıtsızlıktır” der. Yani nefret de sevgiye dahil bir sonuç ama başarısız bir sonuç.

“Sevmek bir his değil, bir yetenektir. Bir şeye kapılmak değil, bir şeyin içinde olmaktır.” – Erich Fromm

Eklendi: Yayım tarihi
dcanetwork_AWR-Brand Awr_CPM_Affiliate_The Veil DCANetwork_Affinity_Multi_Banner_1x1_The Veil DCANetwork_OSD0003HKJ
dcanetwork_AWR-Brand Awr_CPM_Affiliate_ActolyeQDCABanner_Affinity_Multi_Banner_1x1_ActolyeQDCABanner_OSD0003CEJ
  • Kategori(ler) Kişisel Gelişim
  • Kitap AdıUzun İlişkilerin Sırrı
  • Sayfa Sayısı200
  • YazarHakan Mengüç
  • ISBN9786256608122
  • Boyutlar, Kapak13,5 × 21 cm, Karton Kapak
  • YayıneviDestek Yayınları / 2023
dcanetwork_AWR-Brand Awr_CPM_Affiliate_ActolyeQDCABanner_Affinity_Multi_Banner_1x1_ActolyeQDCABanner_OSD0003CEJ

Yazarın Diğer Kitapları

  1. Gitmeli Miyim Kalmalı Mıyım? ~ Hakan MengüçGitmeli Miyim Kalmalı Mıyım?

    Gitmeli Miyim Kalmalı Mıyım?

    Hakan Mengüç

    Kusur bulanların yanında huzur bulamazsınız… Dört bir yanımız, dünyanın kendi etrafında döndüğüne inanan narsislerle çevrili… İşin garibi, bir narsise âşık olmak fazlasıyla kolay… Çünkü...

  2. Kalbin Temizse Hikayen Mutlu Biter ~ Hakan MengüçKalbin Temizse Hikayen Mutlu Biter

    Kalbin Temizse Hikayen Mutlu Biter

    Hakan Mengüç

    Hiçbir karşılaşma tesadüf değildir. Senin şu anda bu satırları okuyor olmanın tesadüf olmaması gibi, benim Afrika’ya araştırma yapmak için gidip orada bir sufiyle karşılaşmam...

  3. Sen Yola Çık Yol Sana Görünür ~ Hakan MengüçSen Yola Çık Yol Sana Görünür

    Sen Yola Çık Yol Sana Görünür

    Hakan Mengüç

    Her Şey Vaktini Bekler. Ne Gül Vaktinden Önce Açar Ne de Güneş Vaktinden Önce Doğar. Biraz Sabret Senin Olan Sana Gelecektir. Mevlana 21. yüzyılda...

Beriahome Harf Kupa

Aynı Kategoriden

Haftanın Yayınevi
Yazarlardan Seçmeler
Editörün Seçimi
Kategorilerden Seçmeler

Yeni girilen kitapları kaçırmayın

Şimdi e-bültenimize abone olun.

    Oynat Durdur
    Vimeo Fragman Vimeo Durdur