Birazoku.com sitesinde de kitapların ilk sayfalarından biraz okuyabilir, satın almadan önce fikir sahibi olabilirsiniz. Devamı »

Yazar ya da yayınevi iseniz kitaplarınızı ücretsiz yükleyin!

Facebook’ta Beğen

Yüzbaşının Kızı, konusu on sekizinci yüzyılın ikinci yarısında Rusyayı tehdit eden Kazak ve köylü isyanları döneminde geçen tarihsel bir roman. Tarihsel roman “geleneğine” göre kısa sayılabilecek bu metin, edebiyat tarihçilerince gene de Tolstoyun Savaş ve Barışının öncüsü sayılmaktadır. Sadece ülkemizde değil, Rusya dışında da şiirleriyle bilinen ve Rus dilinin ve edebiyatının yepyeni bir aşamaya geçmesinde önayak olan Puşkin, isyancı Pugaçov ile soylu sınıf üyesi genç bir subayın kaderlerini bu tarihsel fonda birbirine düğümlerken, Rus edebiyatının en iyi tarihsel romanlarından birini dünya okuruna armağan etmiştir.

Yüzbaşının Kızı: Savaş da bir sınavdır.

***

ÖNSÖZ
Bir anıt inşa ettim kendime, ellerin (hiç) dikemeyeceği
Halkın patika yolu hiçbir zaman ulaşmaz ona, cüret eder
Dev başıyla daha yükseğe tırmanmak için,
Aleksander’ın anıtının uzandığından.

Hayır, tümüyle yok olup gitmeyeceğim, tellerin kutsal
tınılarında
Yaşayacak çürümeksizin, bedenim ayrışınca, ruhum (zihnim)
Yaşıyor olacağım, övüldükçe yeryüzünde
Tek bir ozan.

Rusya’nın yayıldığı yerlere kadar, tanır herkes (coşkun)
sanatımı
Ülkemizin kapsadığı her halk bana:
Slavların gururlu filizi der; Finlisi, Tengizlisi1
Ve steplerin kıyısındaki Kalmuk.2
(…)3

1999 yılında 200. doğum yılı etkinliklerle kutlanan Aleksandr Puşkin (1799-1837) Rusya’da, genç yaşlı demeden toplumun bütün katmanlarınca 200 yıldan bu yana, yönetimler, hükümetler, hatta toplumsal düzenin değişmesine rağmen, yere göğe sığdırılamayan ozan olma ayrıcalığını korumuştur. Georg Lukacs,4 Puşkin’in Rusya tarihindeki sosyo-ekonomik, politik gelişmelerin dışında yorumlanmak istenmesi yüzünden, anlaşılmadığını 1950’li yılların başında yazdığı bir deneme yazısında ileri sürmüştür: Puşkin’i tanımak? Ne demek bu? Hemen hemen her yazar, düşünür vb. için sorulabilecek bu soruya vereceğimiz ilk cevap “onun yapıtlarını, eserlerini tanımaktır” olacaktır, [Georg Lukacs, Rus Edebiyatı, Rus Devrimi (Rowohlt, 1969 basımı)] diyen Lukacs’a göre, “Puşkin imajı” onun dizelerinin kusursuzluğuna hayran kalan, Yevgeni Onegin’in, ruhsal atmosferinin görüntüleri içinde hayal görürcesine dolaşıp duran okur ve yazarların ilgisi ve hayranlığı nedeniyle Puşkin’i tanıma yönünde bir adım atma anlamına kesinlikle gelmemektedir. Öte yandan, özellikle Rusya dışında, Rus toplumu ve edebiyatı konusundaki hâkim anlayış nedeniyle, kökten yanlış ve mistik kavrayışların içinde çarpıtılmıştır Puşkin.

Puşkin şairdir; biri Yüzbaşının Kızı olmak üzere, hikâyeleriyle birlikte iki romanı bulunmaktadır. Güzellik ve özgürlük onun edebiyatının ana kavramları olarak öne çıkarlar. Büyük ozanlar olarak Batı dünyasına damgasını basmış Homer,5 Dante,6 Petrarca,7 Shakespeare,8 Schiller9 ve Goethe’nin10 eserlerinden esinlenerek Avrupa rönesansının temsilcisi olarak kısa bir dönem için de olsa bu rönesansı dirilttiği, ayrıca Rusça’da ve şiirde yeni bir dönem, yeni bir soluk yarattığı kabul edilmektedir. Puşkin’in Arap-İslam dünyasına ve edebiyatına duyduğu ilgi konusunda aylık dergi “Q-News”ta Dr. Muhammed Junis imzasıyla yayımlanan bir yazıda, Arap düşüncesinin ve edebiyatının ozanca takdir edildiği, buna karşılık Arap edebiyatçılarının da bu ilgiye kayıtsız kalmadıkları ileri sürülmekte. Bu konuya geri dönmek üzere, şimdi Puşkin’in dünyasına, ağırlıklı olarak şiirlerini göz önüne alıp girmeyi deneyeceğiz.

Bedeninin ayrışacağını, ama ruhunun (zihninin) ebediyen (şiirleriyle) var olacağını söyleyen Puşkin’in, saçma sapan bir düello sonucu yaşamının en üretken döneminde hayata veda ettiğini biliyoruz. Çernişevski11 1855 yılında, onu değerlendirirken şöyle der:

“Gerçi daha önce de Rus dilinde güzel şiirler vardı, ancak Puşkin’in yapıtları ortaya çıkmaya başladığında, herkes, o zamana kadar, bir Rus şiirinin ne kadar güzel olabileceğini kavramamış olduğunu anladı. Puşkin’den önce kimse, sadelik ile yazınsal (şiirsel) güzelliğin (estetiğin) birleştiği böylesine kolay (basit) canlı bir dille yazmamıştı; kimse bir Rus dizesine böylesine bir kesinlik, ifade gücü ve güzellik kazandırmayı başaramamıştı!”12

Aleksandr Sergeyeviç Puşkin 6 Haziran (26 Mayıs?) 1799’da Moskova’da, Skvorzov’ların evinde Moskova Komiserliği’nde görevli binbaşı Sergey Lvoviç Puşkin’in ve Nadeşa Ossipovna’nın evlatları olarak dünyaya geldi. Puşkin’in babası köklü bir boyar13 ailesine dayanıyordu. Annesinin kökeni çevresinde ise bir sis bulutu varlığını hâlâ korumaktadır. Puşkin’in annesinin bir Habeş prensinin (Hannibal ya da Annibal) torunu olduğu ileri sürülmüştür. Prens Hannibal, İstanbul’da bir köle pazarında satılmış, I. Petro14 tarafından satın alınıp Rusya’ya getirtilmişti. Puşkin 1830’da güncesine şunları yazar: “Annemin soyağacı babamınkinden çok daha ilginçtir. Annemin büyükbabası, bir ara hükümdarlık yapmış bir prensin oğlu ve bir zenciydi (köleydi). İstanbul’daki (Konstantinopol’deki) Rus elçisi, onu rehin olarak tutulduğu saraydan bir şekilde almış ve başka iki siyah çocukla birlikte I. Petro’ya yollamıştı.”

Puşkin, Büyük Petro’nun Arabı’nda büyükbabası İbrahim (Abraham) Hannibal’ı anıtlaştırır. Çar Petro, Puşkin’in babasının isim babasıydı; onu yetiştirmiş, Paris’e topçu okuluna yollamış, dönüşünde de Preobraşenski alayının topçu bölüğüne teğmen olarak atamıştı. Bu uzun öykü, aynı zamanda Puşkin döneminde de büyük bir hayranlık duyulan Çar I. Petro’nun reformlarına ve kişiliğine ilişkin önemli açıklamalar getirir. Puşkin için I. Petro “Avrupa’ya pencere” açan ve Rusya’nın modernleşmesini sağlayan kişidir.

Dostoyevski’nin15 anlatılarının büyüleyici kenti Petersburg, doğrudan Çar’ın modernleşme ve Batılaşma girişimleriyle birlikte, Paris’e benzer bir kent kurma projesinin bir sonucu olarak, kuş uçmaz kervan geçmez bir bölgede, adeta bataklığın içinden yeni doğmuş bir başkentti. Çıplak, düz damlar, kıyı setleri olmayan kanallar ve tahta köprüler insan iradesinin doğa karşısındaki inat ve direncinin sembolü gibidirler. Kentteki evler alelacele inşa edilmişliğin bütün izlerini taşırlar. Petersburg, Rusya’nın Petro döneminde “Batılaşma” projesinin bir simgesidir. Limanda savaş ve ticaret gemileri yan yana dururlar.

“Paris’ten döndükten sonra I. Petro’ya resmi görevlerinde eşlik eden İbrahim, senatoda Petro’nun Buturlin ve Dolgorukiy’nin saldırısına nasıl uğradığını, önemli yasaları nasıl imzaladığını gördü; onun amiral toplantılarında Rusya’nın denizlerdeki büyüklüğünün temellerini nasıl attığını (…) sanata ayırdığı saatlerde, yabancı ülke yayınlarının çevirilerini nasıl gözden geçirdiğini, ya da bir sanayicinin fabrikasını veya bir bilginin odasını ziyaret ettiğini gördü. Rusya kendini, İbrahim’e, içinde sadece makinelerin devindiği ve her bir işçinin, belli bir düzenin parçası olarak işini kovaladığı dev bir atölye olarak gösterdi.”

Gençliği ve Eğitim Yılları (1799-1817)
Arap dedesi İbrahim’in Petro ile ilişkisinin önemini belirtirken, Habeşistan’dan, İstanbul üzerinden gelip, sanayileşmeye, donanmasını, ordusunu geliştirmeye çalışan bir ülkeyle karşılaşmasını yalın, ama ana hatlarıyla gözler önüne seren Puşkin, amcası ozan Vasili Lvoviç Puşkin’in (1766-1830) etkisiyle ve babasının hatırı sayılır bir birikim içeren kütüphanesi sayesinde, Avrupa tarihinin ve edebiyatının klasik düşünürlerinin fikirleri ile çok erken yaşta tanışma fırsatı buldu. Puşkin’in amcasının yakın dostları arasında şair Nikolay Mihailoviç Karamzin16 ve Vasili Şukovski de bulunmaktaydı.

Puşkin’in gelişmesinde dadısı Arina Rodionova’nın da önemli bir payı bulunmaktadır. Rus masallarının o çok zengin birikimi üzerinden Rus halk edebiyatı ile tanışmasını bu kadın sağlamıştır. O güzel masallar, efsaneler, destanlar dilin güzelliğinin yanı sıra şiirsel karakterini de fark edip özümsemesini sağlamıştır Puşkin’in. Bu kadın, Puşkin’in sürgün döneminde ailesinin Mihaylovskoye’deki çiftliğinde 1824 ile 1826 yıllarında yanından ayrılmayıp ona refakat eden kişidir. Puşkin Yevgeni Onegin adlı romanında şöyle bir bölüm ayırmıştır ona:

“Ben dizelerimi okuyorum,
Sevgili koruma meleğime, benim çocukluk hayallerimin
Sevgili, yaşlı dadısına.
Öylesine güzel onlar, bu bir tek kulağa.”

Puşkin 12 yaşındayken Çarskoye Selo (Tsarskoye Selo) adlı, hümanist düşüncenin hâkim olduğu Çarlık lisesine yollandı. Bu seçkinler okulu, dönemin devlet sekreteri Kont Mihail Speranski ve eğitim bakanı Kont A. K. Rasumovski’nin inisiyatifiyle kurulmuştu. Okulun müdürü Puşkin’in babasının da dostu olan ve ekonomi politikalarında “Amerikan sisteminin” ateşli savunucusu, Aleksander Hamilton’un, Report on Manufactures (Manüfaktür Raporları) çevirisine önsöz yazmış olan Vasili Malinovski’ydi. Bir Puşkin biyografisi yazmış olan Juriy Lotmann, bu lisenin öğretim planının çok geniş kapsamlı olduğunu belirtir. İlk üç yıl Rusça, Latince, Almanca ve Fransızca, ayrıca matematik, edebiyat ve retorik,17 tarih ve coğrafya, dans, meç,18 binicilik ve yüzme dersleri ağırlıktadır. Bu üç yılın ardından belirli bir ders programı uygulanmaksızın sürüp gider eğitim.

Puşkin’in zihinsel gelişmesinde Rus ve Latin edebiyatı öğretmenleri Aleksander Kunizin ve Aleksander İvanoviç Galiç’in payı büyüktür. Bu ikinci öğretmen, 1808 ile 1811 yılları arasında Almanya’nın Göttingen ve Heidelberg kentlerinde öğrenim görmüş, lisede görevliyken “Doğal Hukuk” üzerine iki ciltlik bir çalışma yapmış, eser 1820’de basılmış ve ders kitabı olarak kullanılmıştı.

Puşkin okul dönemini büyük bir verimlilik içinde geçirir. 1814 yılında Vestnik Evropi dergisinde manzum19 yazılmış “Arkadaşım Şaire” mektubuyla adını ilk kez edebiyat çevrelerinde duyurdu. Şair Prens Gavrila Romanoviç Derşavin (1773-1816) Puşkin’in Çarskoye Selo Lisesi’nden Anılar şiirine dikkati çekip ödüllendirdi. Puşkin, bu şiirinde büyük bir heyecan ve tutkuyla Çariçe Katerina’nın20 ve Rus halkının kahramanlıklarını, Napoléon’a21 karşı verilen kurtuluş savaşını ve 1812 yılında Rus ordularının Paris’e girişini anlatıyordu. Puşkin lise döneminde ironik22 yönü ağır basan şiirleriyle okul çevresinde hızla öne çıkmıştı. Yaratıcı özgürlüğe düşkünlüğü, daha ilk şiirlerinin içeriğinde kendini ele verir. Tipoloji23 olarak ünlü Alman ozanı Heinrich Heine’ye24 çok benzeyen Puşkin, çok sivri dilli bir ironiyle ve birkaç “fırça darbesiyle” çağdaşlarının aptallığını eleştirmeyi çok iyi beceriyordu. Onun “Meraklı” şiirinin, içeriksel yanını göz önünde tutarak vereceğimiz çevirisi, bunu apaçık göstermektedir:

Meraklı
“Yeni bir şey var mı? – “Hayır, benim bildiğim, yok!”
“Ah, utan; aslında söylemek istemiyorsun bana (değil mi?)
Çocuk gibi yüzüme yalan söylüyorsun,
Bana, arkadaşına! Cüret etmemelisin buna!

Bir şey yaptım mı sana? Yapmadıysam, neden
Böylesine suskunsun karşımda?”
“Rahat bırak beni! Bildiğim tek şey: Salaksın sen!
Ama desem ki, ‘bu yeni bir şey’, yalan söylemiş olurum
(sana)!”

Ya da verimsiz, üç beş kuruş uğruna bilgiçlik taslayan, oyundan, şakadan, neşeden hiç anlamayan kimseler ile eğlenir:

Hakikat
Ne zamandır arayıp duruyor bilgelerimiz
Boş yere, unutulmuş hakikatin izini!
Ama işte yorumları, dönüp duruyor
Eski parşömenlerin25 çevresinde sadece.
“Kuyuya saklandı!”
Böyle bağırıyorlar oturmuş kıçları üzerine.
“Belki hemen yarın buluruz onu!”
Ve su çekip duruyorlar kova kova.
Oysa bu soylulardan biri
(Silen’di herhalde) bağırtılarını
fazla aptalca buldu ve sessizce çekildi kenara,
su çekmekten bitap düşmüş (bir durumda)
Onların saygın çevrelerinden uzakta
Arananı buldu bir başına
Keyifle içerken, içinde
Şarap dolu bir testinin dibinde.

Başka bir şiirinde Puşkin bütün kişiliği bir “bıyıktan” ibaret gibi görünen bir muhafızın (çarlık muhafızı) yüzeyselliğiyle ve kabalığıyla alay eder:

Bıyık
Şaşı gözlerle baktı aşağıda kalan bıyığına
Gülümseyip sıvazladı onu gene
Özenle düzeltti muhafız.
Düz yanaklı bilge bir adam
Çıkageldi tesadüfen
Ve dedi ki bilge olduğundan:

“Seni şaklaban! Hiçbir şey baki değildir,
Dalgayı dalga kovalar,
Ve bütün ülkelerin gücü de geçicidir!
Nerede kaldı şimdi, Babil’in26 o kuleleri,
Nerede kaldı Kleon’un27 oyunlarının fırtınaları?
Bütün hepsi yitip gitti gecedeki ışık misali.
Daima kafası kıyak genç kaçıkların
Kulaklarına varır bıyıkları,
Aslında bir şey bilmeyip, her şeye inanan.
Bıyıklar gururla sıvazlanır,
Fırçayla, tarakla yumuşakça taranır
Ve antimon’la simsiyah boyanır.
O zaman suratta modern modern parlar
Geceleri şiirlere sarılır
Özenle ve dikkatle toparlanır.
Uyku ayakta geçiştirilir,
Şu kıymetli parça zarar görmesin diye (…)

Puşkin bu uzunca şiirin devamında savaşta bile düşman kuşatınca kılıcına sarılmak yerine bıyığını koruyan muhafızın, kadının koynunda da bir eliyle onun göğüslerini tutarken, öteki eliyle bıyığını sıvazladığını söyler ve son bölümde şöyle der:

Tamam, iyi muhafız, ama bilmelisin ki
Bütün bunlar birgün kurtulamayacak yitip gitmekten
Dikkat et, zamanın nasıl sıvışıp gittiğine!
Hızla solar dudaklar, göğüsler, yanaklar,
Kırlaşır saç yaşlılık kaygılarıyla
Ve bıyık da yolunur!”

Kendi çevirimizle sunduğumuz ve yukarıda belirttiğimiz gibi, bu dizeler şiir çevirisi olarak iddia taşımaktan çok, okura Puşkin’in şiiriyle hayat öyküsü arasındaki bağı göstermek amacına yöneliktir. Bu şiirlerin en azından içeriksel boyutu, bize bir fikir vermeye yeter diye düşünüyorum. Puşkin lisede Delwig baronuyla Wilhelm Küchelbecker, Ivan Puçşin ve Malinovski ile dostluk kurar; son andığımız kişiyle ileriki yıllarda da dostluğunu sürdürecektir Puşkin. Ayrıca yazar ve filozof Petro Çaadayev28 ve lise eğitiminin ardından Saint Petersburg’daki evine sık sık girip çıktığı Nikolay Turgenyev29 ile yakın dosttur. Homeros’un İlyada’sının ilk Rusça çevirisini yapan yazar ve çevirmen I. Nikolay Gnediç’le ve şair Piotr Vyasemski ile de yakın ilişkiler içindedir. Puşkin Fransa’ya karşı verilen kurtuluş savaşlarının ünlü askeri simalarından Nikolay Nikolayeviç Rayevski ile kurduğu dostluğun ardından ilk sürgünlük döneminde, Rusya’nın güneyinde onun malikânesinde kalmış, ünlü Feldmareşal30 M. I. Kutuzov’un31 kızı Yelisaveta Çitrova ile tanışmıştır. Bu biraz kalabalık liste, şairin, Rus toplumunun üst tabakasındaki konumunu göstermek bakımından önemli olduğunu düşündüğümüz için buraya alındı.

Kurtuluş Savaşları ve Yepyeni Bir Dönemin Başlangıcı
Puşkin, 18. yüzyılın arifesinde doğdu. Aydınlanma hareketi Fransız Devrimi üzerinden hızını kesmeye, sanayi devrimine doğru evrilen Avrupa’da demokratik halk hareketleri ve işçi hareketleri yaygınlaşmaya başlamış, “Batısını” birkaç adım geriden takip eden Rusya kendine özgü bir gelişme yolu üzerinden 1917 Devrimi’ne doğru büyük çalkantıların girdabına girmiştir. Gerçekten de Fransız Devrimi’nin ardından Avrupa’da demokratik hareketler giderek eskiyi yeniden kurmaya yönelik egemen güçlerin baskısı altında irtifa kaybedip dururken, Rusya’da devrimci demokratik hareket, liberalizm ile mücadeleyi içerir şekilde 1917 dönüşümüne doğru yol almıştır. Avrupa’da 1848 devrimci halk hareketlerinin karşılığı, Rusya’daki 1905 ayaklanmasıdır. Ne var ki, Avrupa’daki demokratik hareketlerin yenilgisinin ardından, demokrasi talepleri sindirilmişken, 1905 ayaklanması, Rusya’da 1917 devriminin bir provası niteliğine dönüşecektir. Burada, burjuvazi, önlenen halk hareketinin ardından kendi ideolojisine dayalı dünya görüşünü ve politikaları hayata geçiremeyip 1917’de iktidarı Rus halkına bırakmıştır.

Puşkin’i sosyal bir varlık olarak kavrayıp şiiriyle, “güzellik”, özgürlük kavramıyla yerli yerine oturtmak için, ucu devrime kadar giden bir süreci, Rusya’ya özgü bir ekonomik, politik, kültürel gelişmeyi hep göz önünde tutmak gerekir. Bu bir yöntem olarak anlaşıldığında, bütün bir kültür tarihi için geçerli bir yoldur. Puşkin bu sürecin ucunun farkında olsun olmasın, onun aradığı bilgelik, özellikle de “güzellik” ideali, estetiğin değil de hayatın güzelliğidir; özgür, demokratik bir Rus toplumunun arayışıdır onun romantiği.

İçerden, dönemden baktığımızda, Puşkin Avrupa’daki büyük altüst oluşların göbeğinde büyümüştür diyebiliriz. Avrupa’yı hanedanlıkların yıkımına, dünya savaşlarına, Rusya’yı tarihin en büyük devrimlerinden birine götüren çalkantıların içinde. Napoléon’un Moskova yenilgisinin ardından Avrupa’da radikal dönüşümler hız kazanmış, Fransızlara karşı savaşan Prusya,32 Belçika, Avusturya orduları ile omuz omuza dövüşen Rus askerleri ve subayları ülkelerine döndükten sonra Avrupa kültürünün etkisinin yanı sıra, demokratik hareketlerin politik taleplerini de ülkelerine taşımışlardır.

Avrupa’nın Napoléon istilasından kurtuluşunda, tıpkı yaklaşık 130 yıl sonra Hitler33 ordularının istilasından kurtuluşunda da olduğu gibi Rusya’nın direnişi tayin edici bir önem taşır. Bu zafer, 19. yüzyılın başlarında gerek politik düşüncede gerekse de dil ve edebiyatta yepyeni bir iklimin yaygınlaşmasına yol açacaktır. Sözkonusu gelişmenin izini Puşkin’in yapıtlarında sürmek hiç de zor değildir. Ünlü Kar Fırtınası öyküsünde, 1811 yılından bir anı gözümüzde canlandırılır:

“Bu arada savaş şanlı şerefli bir biçimde son bulmuştu. Alaylarımız yabancı ülkelerden dönüyordu. Halk onları karşılamak için koşuyordu. Bandolar, sefer sırasında öğrendikleri şarkıları çalıyorlardı: Vive Henri Quattre, Tirol Valsi ve ‘Joconde’ (operasından) aryalar. Savaşa hemen hemen tıfıl birer delikanlı olarak gitmiş subaylar, mücadelede olgunlaşmış birer erkek ve göğüsleri madalya dolu dönüyorlardı. Askerler neşeyle sohbet ediyor ve konuşmalarına ikide birde Almanca Fransızca sözcükler karıştırıyorlardı. Unutulmaz bir dönem! Şan, şeref ve hayranlığın dönemi! Vatan sözcüğü geçtiğinde her Rus’un yüreği nasıl da şiddetli atıyordu! Kavuşmanın gözyaşları ne kadar tatlıydı! Ulusal gurur duygusu hükümdara duyulan sevgi ile nasılda tekleşmiş, akıp gidiyordu!”

Edebiyat tarihçileri, Puşkin’i, ünlü İngiliz ozanı Shelley34 ve Keats35 ile, Almanya’dan Hölderlin36 ve Goethe’yle birlikte değerlendirip edebiyat tarihi bakımından kısa erimli olmakla beraber, iz bırakmış bir eğilimin altını çizerler: Klasiğin güzellik idealinin bir süreliğine de olsa, heybetli bir görünüme bürünüp yenilendiği bir aralıktır bu. Klasiğe yönelik bu eğilim (ya da yeniden doğuş), devrim ile birlikte Napoléon’un Avrupa’da yol açtığı dönüşüm ve değişmelerin sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Bu dönem, ona paralel yürüyen “sanayi devrimi”yle birlikte, gerek kapitalist üretim tarzını gerekse de onunla birlikte Avrupa burjuvazisini hâkim sınıf haline getirecektir. Orta ve Doğu Avrupa’da, (Rusya’da) burjuvazinin, Batıdakine benzer bir iktidar hamlesi de, merkezi bir görev olarak ortaya çıkacaktır. 19. yüzyılın hemen başında ortaya çıkan bu gelişme, daha önce, 18. yüzyılın son çeyreğindeki Fransız aydınlanma devrimini hazırlayan uzun dönemden çok temel bir yönden ayrılır: Özellikle 19. yüzyılın ilk yarısında, yeni burjuva-kapitalist toplumun, ülkeden ülkeye farklılıklar gösterse de, ilkece aynı olan temel çelişkileri yavaş yavaş su yüzüne çıkmaya başlamıştır. Gerçi ekonomik ve sosyal düzlemde bu çelişkiler henüz dönemin insanlarının bilincinde karşılıklarını bulamamışlar, henüz yeterli yo

————

1     Tengizli: Kazakistan Cumhuriyeti’nin batı kesiminde Hazar’a 70-100 kilometre mesafedeki petrol bölgesinde yaşayan bir topluluk.
2     Kalmuk: Batı Moğollar olarak bilinen bir Orta Asya topluluğu. Volga Nehri ve Dağıstan arasındaki Kalmuk Özerk Cumhuriyeti’nde yaşıyorlar.
3     Şiirler, sadece içerikleri kollanarak önsöz bağlamında değerlendirilecek şekilde seçilip derlenmiştir.
4     Georg (György) Lukacs (1885-1971): Macar düşünür ve edebiyat eleştirmeni.
5     Homer (Homeros İ.Ö. 9 ya da 8. yy.): Eski Yunan’ın en büyük destanları İlyada ve Odysseia’yı yazdığı kabul edilen yazar.
6     Dante (1265-1321): İtalya’nın en büyük şairi. Batı edebiyatının en büyük ustaları arasında sayılan edebiyat kuramcısı, ahlak felsefecisi ve siyasi düşünür.
7     Petrarca (Petrarca Francesco-1304-1374): Yaşadığı dönemin en büyük bilgini sayılan İtalyan hümanist ve şair.
8     William Shakespeare (1564-1616): İngiliz şair ve oyun yazarı.
9     Friedrich Schiller (1759-1805): Alman oyun yazarı, şair ve edebiyat kuramcısı.
10     Johann Wolfgang von Goethe (1749-1832): Alman şair, oyun yazarı, romancı. Dünya edebiyatının en büyük yazarlarından biri olarak kabul edilir.
11     Nikolay Çernişevski (1828-1889): Radikal Rus gazeteci ve siyaset adamı.
12     Bkz. Lukacs, Rus Edebiyatı, Rus Devrimi (Rowohlt, 1969 basımı).
13     Rusya’da soylulara verilen bir unvan.
14     I. Petro (1672-1725): Büyük Petro olarak da bilinir. Rusya tarihinin en büyük devlet adamlarından ve reformcularından biri sayılır.
15     Fyodor Mihayloviç Dostoyevski (1821-1881): İnsanın iç dünyasının gizli kalmış yönlerini yansıtan yapıtlarıyla 20. yüzyıl roman anlayışı üzerinde derin iz bırakan Rus romancı ve öykü yazarı. Önemli eserleri arasında Suç ve Ceza, Yeraltından Notlar, Ölüler Evinden Anılar ve Budala bulunur.
16     Nikolay Mihailoviç Karamzin (1766-1826): Rus edebiyatındaki duygusal akımın önde gelen temsilcilerinden yazar ve tarihçi.
17     Güzel söz söyleme; söz sanatlarını inceleyen bilgi dalı.
18     Düz ve ensiz, tören ve eğitim kılıcı.
19     Kafiyeli, ölçülü biçimde yazılmış.
20     Çariçe Katerina (1729-1796): Rus Çariçesi.
21     Napoléon Bonaparte (1769-1821): Fransız komutan, birinci konsül ve imparator.
22     Alaycı.
23     Özellikle sosyal bilimlerde ortak özellikler taşıyan birimlerin oluşturduğu tiplere ya da topluluklara dayalı gruplandırma.
24     Heinrich Heine (1797-1856): Alman şair.
25     Üstüne yazı yazmak ya da resim yapmak için hazırlanmış hayvan derisi.
26     İlkçağın en ünlü kentlerinden biri. İ.Ö. 2. binyılın başlarından İ.Ö. 1. binyılın başlarına değin Mezopotamya’nın güneyinde Babil uygarlığının başkenti.
27     Kleon (öl. İ.Ö. 422): Atinalı devlet adamı. Tüccar sınıfından gelen ilk Atinalı önder.
28     Petro Çaadayev (1794-1856): Rus yazar ve aydın.
29     Nikolay Turgenyev (1818-1883): Rus romancı, şair ve oyun yazarı.
30     Alman, Avusturya, İngiliz, Rus ve İsveç askeri hiyerarşisinde en yüksek rütbe.
31     Mihail Kutuzov (1745-1813): 1812’de Rusya’yı istila eden Napoléon’un ordusunu geri püskürten Rus komutan.
32     Avrupa’nın orta ve doğu kesiminde tarihsel ülke.
33     Adolf Hitler (1889-1945): Alman siyaset adamı. Irkçı Nazi Partisi’nin önderi. Almanya’nın diktatörü.
34     Percy Bysshe Shelley (1792-1822): İngiliz dönem şairi. Lirik şiirleriyle ünlüdür.
35     John Keats (1795-1821): İngiliz romantik şairi.
36     Friedrich Hölderlin (1770-1843): Alman lirik şair.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

  • Kitap AdıYüzbaşının Kızı
  • Sayfa Sayısı200
  • YazarAleksandr Sergeyeviç Puşkin
  • ÇevirmenGünay Kızılırmak
  • ISBN9789759980306
  • Boyutlar, Kapak12x21, Karton Kapak
  • YayıneviBORDO SİYAH / 2012

Yazarın Diğer Kitapları

Yazarın Diğer Kitapları



Okudunuz mu?

Rastgele Kitap Getir Son Girilenleri Getir

Yeni girilen kitapları kaçırmayın

Şimdi e-bültenimize abone olun.

Oynat Durdur
Vimeo Fragman Vimeo Durdur