Birazoku.com sitesinde de kitapların ilk sayfalarından biraz okuyabilir, satın almadan önce fikir sahibi olabilirsiniz. Devamı »

Yazar ya da yayınevi iseniz kitaplarınızı ücretsiz yükleyin!

Durgun ve İşsiz
Durgun ve İşsiz

Durgun ve İşsiz

Orhan Duru

Tipik bir Orhan Duru kitabı “Durgun ve İşsiz”. Dene-meler toplamı olsa da içindeki kurmaca, dilindeki kendine özgü alaycılık hemen fark ediliyor. Güncel konuların özündeki…

Tipik bir Orhan Duru kitabı “Durgun ve İşsiz”. Dene-meler toplamı olsa da içindeki kurmaca, dilindeki kendine özgü alaycılık hemen fark ediliyor. Güncel konuların özündeki absürtlükler, sıradan olayların sıra dışına çekilişi… Çağrışımlarla yüklü bu yazıların her satırında Orhan Duru bir dil ustası olduğunu okura hissettiriyor.

Bu kitapta edebiyatımızın muzip bir yazarından bugünün dünyasına zekice yaklaşımlar bulacaksınız.

“Mizah anlayışım daha çok sözcük oyunlarına, deyişlere dayanıyor. Buna “kara mizah” diyelim. Yazarken kendi yaşamımdan etkilenirim. Yaşadıklarım, gördüklerim ara­ya hüzün katmış olabilirler.”
Orhan Duru

*

Ayna

Sabah kalkıp aynaya baktığım zaman, yüzümü hiç de iyi görmüyorum. Abdülvahit Bey de aynı şeyi düşünüyor ve belki de aynı şeyi görüyor. İkimiz de koşut düşüncelerle geçiriyoruz günümüzü. Abdülvahit Bey eskiden karamela üretirdi ve biz çocuklar da bunların peşinde koşardık. Şimdi ise çiklet üretimine vermiş bulunuyor kendini ve buradan sağlıyor gelirini. Dolayısıyla hali vakti yerinde, parasal sıkıntısı yok, her istediğinde ya Maldiv Adaları’na gidiyor ya da İç Moğolistan’a.

Abdülvahit Bey de sabah kalkıp pahalı ve çerçevesi Avrupa yapımı değerli aynasına baktığında kendini pek beğenmiyor. Saçları, bıyıkları, kaşları kırlaşmış, derisi kartlaşmış… Üstelik yüzünün her yerinde buruşuklar var ve yaşlılık simgesi olan lekeler de yaygın. Bunlara küçük kara tomurcukları ya da siğilleri ekleyebiliriz.
Bense köy işi olarak pazara düşmüş, çerçevesi, budakları ve zamkları fışkırmış bir tahtadan yapılma, camı ise eğri büğrü olduğu için görüntüyü yamuk yansıtan bir aynaya bakıyorum. Gene de bu aynayı çok beğenenler var. Ben de beğeniyorum, çünkü doğal. Ayrıca iki ayna da yansıttığı kişileri çok gerçekçi bir biçimde sergiliyor. Ben gerçekçilikten hiç hoşlanmıyorum. Fazla aldırmıyorum. Abdülvahit Bey ise midesine vuran sancıyı avucunu dolduran hapları lüpleterek giderebiliyor ancak.

Ben ekonomik gidişten yakınıyorum. Yoksulluk ve geçim zorluğu giderek daha etkili oluyor. Bu nedenle Abdülvahit Bey’e sinirleniyorum. Onun böyle kaygıları yok. Gene de vergilere kızıp bağırıp çağırıyor. “Efendim,” diyor, “bu kadar vergi alırlarsa ülke nasıl kalkınabilir? Paralar bizim elimize geçmeli ki biz de yeni yatırım yapalım ve kaldırımları yeniden onaralım.” Bunları söyleyince ben de gülerek “Bravo, aslan Abdülvahit Bey. Sen olmasan ne yaparız biz krizde ve keriz” diyorum.

Doğal olarak Abdülvahit Bey’le çok kısa süren söyleşiler yapıyorum. Abdülvahit önemli girişimcilerimizden, yanına yanaşmak zor.

Soyadını bile unutuyorum, uzun uğraşlardan sonra hiç ummadığım bir anda soyadı da aklıma geliyor. Turan. Abdülvahit Turan. Şimdi niye İran’a ve Turan’a yatırımlar yaptığı, niye Romanya’da ekmek fabrikaları açtığı, Özbekistan ve Kazakistan’a niye süpermarket ve hipermarketler ile üstün bakkallar ağı kurduğu anlaşılıyor. Bu yatırımlar ve bekleneni vermediği için durumdan hoşnut değil, bankalar hortumlanıp bitirildiği ve içinde bir damla nakit kalmadığı için sıkıntıda. Sanal dışsatım da eskisi kadar verimli ve coşkulu değil, tam tersine kök söktürüyor. Bu durumda yaşam ne kadar pahalı olursa olsun kimi zaman kendimi Abdülvahit Bey’den daha iyi durumda buluyorum.

Üstelik, “şans, talih, kader, kısmet” gibi umutlar içindeyim. Hiç belli olmaz. Yılbaşına yaklaşıyoruz. Üstelik sayısal, siyasal ve parasal loto ile artık unutulan Toto ve Nato, her hafta açıklıyor talihli rakamları toplumun etkin katmanlarına. Ve bu etkinlik içinde canlı ve heyecanlı olarak bakıyoruz bilgisayardan çıkmış rakamlara ve listelere. Doğal olarak bir şey çıkmıyor. Örneğin bana hiç çıkmıyor ve başında şık şapkasıyla dolaşan piyangocudan bir şey çıkmadığı için ve buna bozulduğumdan, “Ben artık almıyorum. Senin biletlerine bir şey çıkmıyor” diyorum ama “Ya çıkarsa” diye alıyorum gene de. Ulusal piyango ve lotaryada da durum aynı. Sanıyorum ikramiye miktarını gizlice azaltıyorlar. Geri kalanını alıp bütçe açığını kapatmak için kullanıyorlar ve IMF de bunu onaylıyor. Halka bir şey gitmesin de kime giderse gitsin. Alçaklar. Bu kızgınlık içinde ne yapacağımı bilemiyorum.

Abdülvahit Bey bile umurumda değil, Abdülhamid Bey ise hiç değil. Onları bir gün bir yemeğe çağıracağım ve masrafları onlara ödeteceğim.

Bu karışık günlerin birinde önce bir çıkmaz sokakta bir kitap sergisini inceliyorum ve ilginç eski kitaplar alıyorum. Biri, hanımlara Latin harflerini öğretip aynı zamanda yemek tarifleri veren bir kitap. Ama üzerinde mühür yoksa sahte olabilir. Benimki mühürlü. Başka biri, erlere nasıl eğitim verilmesi gerektiği konusunda bir kitap. Osmanlı İmparatorluğu vergilerini içeren yaklaşık üç kilo ağırlığında bir büyük kitap daha. Bunları ve başka kitapları alıp ayrılıyorum. Bir lokantada mercimek çorbası içiyorum. Çok güzel ve lezzetli. Ardından çok özlediğim güllaç yiyorum. Hepsi bu. Obur değilim. Kilo alıyorum durmadan, bunu engellemeliyim. Abdülvahit Bey’in umurunda değil… Hapur hupur yutuyor her şeyi. Ve kilo alıyor, şişkolaşıyor durmadan. Bir gün patlayacak. Bir şey olmuyor. Ne olursa bizim gibilere oluyor. Efendim?

….

Eklendi: Yayım tarihi

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  • Kategori(ler) Deneme
  • Kitap AdıDurgun ve İşsiz
  • Sayfa Sayısı80
  • YazarOrhan Duru
  • ISBN9789750838804
  • Boyutlar, Kapak13,5 x 21 cm, Karton Kapak
  • YayıneviYapı Kredi Yayınları / 2017

Yazarın Diğer Kitapları

  1. Ağır İşçiler ~ Orhan DuruAğır İşçiler

    Ağır İşçiler

    Orhan Duru

    Orhan Duru’nun üçüncü öykü kitabı “Ağır İşçiler” (1974) yeni bir editörlükle Yapı Kredi Yayınları’nda “Ağır İşçiler”, klasik öykünün kalıplarını bozarak başka bir anlatı dili...

  2. Ferit Edgü & Yüksel Arslan’a Gençlik Mektupları (1957-72) / “27 Mayıs” Günlüğü (1959-62) ~ Orhan DuruFerit Edgü & Yüksel Arslan’a Gençlik Mektupları (1957-72) / “27 Mayıs” Günlüğü (1959-62)

    Ferit Edgü & Yüksel Arslan’a Gençlik Mektupları (1957-72) / “27 Mayıs” Günlüğü (1959-62)

    Orhan Duru

    Orhan Duru’nun mektuplarıyla günlüklerinden oluşan bir çifte kitap elinizdeki. İlkinde, Orhan Duru’nun 1957-72 yıllarında Ferit Edgü ile Yüksel Arslan’a gönderdiği mektuplar var. Burada, daha...

  3. Denge Uzmanı ~ Orhan DuruDenge Uzmanı

    Denge Uzmanı

    Orhan Duru

    Orhan Duru’nun ikinci öykü kitabı “Denge Uzmanı” (1962) yeni bir editörlükle Yapı Kredi Yayınları’ndan yayımlandı. “Denge Uzmanı”, klasik öykünün kalıplarını bozarak yeni bir anlatı...

Aynı Kategoriden

  1. Kedi Gülüşü ~ Deniz KavukçuoğluKedi Gülüşü

    Kedi Gülüşü

    Deniz Kavukçuoğlu

    Kediler… Meleklikten şeytanlığa, can yoldaşından nanköre… Binlerce sıfatlarıyla ömürlerimizin süsü, iki kulaklı çiçekleri… Deniz Kavukçuoğlu, sanat dünyasından ve yaşamdan kedileri anlattığı bu kitabında onların...

  2. Monröpo Sığınağı ~ Saltıkov-ŞçedrinMonröpo Sığınağı

    Monröpo Sığınağı

    Saltıkov-Şçedrin

    Usta hicivci Saltıkov-Şçedrin’in 1879’da Otoçestvennaya Zapiski’de (Anavatan Notları) yayımlanan yazılardan oluşan bu eseri, 19. yüzyıl Rusya’sının toplumsal yapısına dair önemli ipuçları sunar. Saltıkov- Şçedrin...

  3. Müslümanca Düşünme Üzerine Denemeler ~ Rasim ÖzdenörenMüslümanca Düşünme Üzerine Denemeler

    Müslümanca Düşünme Üzerine Denemeler

    Rasim Özdenören

    İnsanın, toplumsal hayatı gibi düşünce hayatının da karmaşıklaştığı bir dünyada “müslümanca düşünme”nin imkân ve yöntemi nedir? İslâm konusunda yeterli “malumat”a sahip olmak, “müslümanca düşünmek...

Haftanın Yayınevi
Yazarlardan Seçmeler
Editörün Seçimi
Kategorilerden Seçmeler

Yeni girilen kitapları kaçırmayın

Şimdi e-bültenimize abone olun.

    Oynat Durdur
    …
    Vimeo Fragman Vimeo Durdur