Birazoku.com sitesinde de kitapların ilk sayfalarından biraz okuyabilir, satın almadan önce fikir sahibi olabilirsiniz. Devamı »

Yazar ya da yayınevi iseniz kitaplarınızı ücretsiz yükleyin!

Ben Tek Siz Hepiniz
Ben Tek Siz Hepiniz

Ben Tek Siz Hepiniz

Hakan Bıçakcı

Beni beklerken, her zaman olduğundan daha güzel, daha savunmasız, daha cazip, daha derindi. Kendi eksikliğimi onun anlamlı yüzünden okumak… Ya gelmezsem kaygısıyla gerilen hatları,…

Beni beklerken, her zaman olduğundan daha güzel, daha savunmasız,

daha cazip, daha derindi. Kendi eksikliğimi onun anlamlı yüzünden okumak…

Ya gelmezsem kaygısıyla gerilen hatları, büyüleyici bir tereddütle etrafına bakınması, milyarlarca insanın yaşadığı koskoca dünyada sadece beni bekliyor olması… İşte bu baş döndürücü görüntü karşısında huzur içinde ölebilirdim. İnsanın aşık olduğu kişinin kendisini bekleyişini izlemesi harika bir şey. Biliyorum, bu pek rastlanacak bir manzara değil. Çünkü o seni beklerken,sen orada olmazsın. Orada olduğundaysa, artık seni beklemiyordur.

Cenaze evleri, egzoz kokusu, ucuz filmler, bağıran televizyonlar, kanepeler, uğultulu fotoğraflar, şehrin ağrıyan mafsalları, radyonun dalga boyunda sıkıntı, yağmurluklu adamlar, yılın en kötü gününün en berbat saatinde yaşanan hortlak beyazlığında tesadüfler, gazete ilanları, hırlayan köpekler, tribün çocukları, Hakan Bıçakcı apartmanları, paranormal domatesler, flaşlar ve evet Ninjalar… Tekmili birden…

Hakan Bıçakcı tedirginliği, saplantıyı ve tatminsizliği ustaca anlatıyor. Romanlarındaki tekinsizliği bu defa hikâyeleriyle sürdürüyor.

Hakan Bıçakcı’dan tuhaf hikâyeler… Ürkek ve kasvetli zaman prelüdü…

Ben Tek Siz Hepiniz

NAKAVT

Geçen hafta karımın çarpılmış suratının yansımasını kar- şımdaki mağazanın vitrin camında görünce, onun bu haliyle ilk karşılaştığım an tüm dehşetiyle içimde ayaklandı.
Cesaretimi toplayıp ilk defa görüyormuşum gibi baktım. Az aydınlatılmış sofistike vitrine gölge düşüren lanetli bir hayalet gibi boşlukta asılı duran ifadesiz bir yüz… Yeni koleksiyonu plastik bir gururla tanıtan vitrin mankenlerininki kadar donuk… Sanki daha bile hareketsiz… Onlarınki gibi kusursuz değil ama… Yamuk yumuk… Ağzı biçimsizce açık ve çenesi yana kayık… Bir gözü diğerinden çok daha büyük… Bir kaşı daha yukarıda… Dudağının hemen yanındaki kaslar aşırı gergin… Kopacakmış gibi… Boynu birbirine düğümlenmiş mavi yeşil damarlarla dolu…

Tekerlekli sandalyesinin tutma yerlerini sıkmakta olduğumu fark ettim. Onu bu halde ilk gördüğüm anı hatırlamanın etkisiyle olsa gerek. Haberi aldığım gibi hastaneye koşmuştum. İlaç ve çiçek kokularının huzursuzca birbirine karıştığı aşırı beyaz koridordan silik bir ruh gibi geçmiştim. Odaya girmiştim. Içerde ne ses vardı ne hareket…

Aşık olduğum kadının yüzü kasılıp kalmıştı. Diyalogunun orta yerinde dondurulmuş bir film karakteri gibi. Dok- tor elindeki beyaz kumandayı ona çevirip bir düğmeye basmıştı. Hareketlenen karım değil, yatak olmuştu. Sinir bozucu bir cızırtı eşliğinde… Yatağın sırtı dikleştikçe karım oturur pozisyona geçmeye başlamıştı. Ifadesi değişmeden… Ağır ağır… Tabutundan doğrulan bir ceset gibi… Yaşayan ölü… Bu harekete paralel bir bulantı yükselmeye başlamıştı içimde. Kusmamak için kendimi zor tutup yutkunmuştum. Boğazım düğümlenmiş, ağzımın içi kupkuru olmuştu. Başımın da dönmeye başlamasıyla gözlerimi sımsıkı kapatıp yatağın kenarına tutunmuştum. Gözlerimi açtığımda yine karşımdaydı. Bıraktığım gibi… Kocaman soluk renkli çiçeklerin arasındaki daracık yatakta hareketsizdi. Nefessiz kalmıştım. Karımın yüzünde zaman durmuştu. Saat sabahın yedisiydi. Doktor beyaz kumandayı bir kenara bırakmıştı.
Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı.

Karımın çoğuna hayran olduğum yüzlerce ifadesinden geriye bir tek bu kalmıştı. Daha önce hiç görmemiş olduğum bu ifade… Ifade de değil… Bir mimikten bambaşka bir mimiğe geçerkenki ara form… Iki kat arasında kalmış asansör, sallanırken boşluğa takılmış salıncak, bir elin çarpıp devirdiği ama bir şekilde yere düşmeyen su bardağı gibi… Bir saniye öncesiyle bir saniye sonrasının iki ayrı anlamı olacakken o anki görüntünün hiçbir yorumu yoktu. Sanki şiddetli bir hapşırmanın tam ortasındaydı. Yüzü ürkmüş bir at gibi şahlanmış, geri inememişti. Ölümüne asimetrikti. Korku, şefkat, acıma, şaşkınlık, nefret, kınama, utanma, ağlama, bağırma, iç çekme, yırtınma, fısıldama…

Hiçbiri değildi. Daha korkuncu, aynı anda hepsiydi.
Yüzündeki bu müthiş karmaşa, o anki iç dünyama benziyordu. Ne hissedeceğimi bilemiyordum. Zihnim karımın yüzü gibi kasılıp kalmıştı. Durmuştu. Saçma sapan bir şeyler söylemiştim. Tepki veremediği için bir şey anlayıp anlamadığını anlayamamıştım. Dışarı çıkıp doktorun odasına geçmiştik. Doktoru dinlerken kulağımın çınlamasına engel olamıyordum.
Çıldırmamak için kendimi zor tutuyordum.

Eklendi: Yayım tarihi

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yazarın Diğer Kitapları

  1. Rüya Günlüğü ~ Hakan BıçakcıRüya Günlüğü

    Rüya Günlüğü

    Hakan Bıçakcı

    “Fiziksel bir sorununuz var mı Haluk Bey? Ağrı falan?” “Hayır.” “O halde doğru yere geldiniz. Kâbusların çoğu fiziksel ağrılardan, hastalıklardan, özellikle de ateşli hastalıklardan...

  2. Otel Paranoya ~ Hakan BıçakcıOtel Paranoya

    Otel Paranoya

    Hakan Bıçakcı

    “Klozete peruk atmak yasaktır.” Tuhaf bir otel, zevksiz ve tenha, küflü odalar, kemiklere iyi gelen asansör havası, dumanı tüten çorbalar, ağrı kesiciler, yılan balıkları...

  3. Karanlık Oda ~ Hakan BıçakcıKaranlık Oda

    Karanlık Oda

    Hakan Bıçakcı

    Geceleri uykumda kendimi mi dişliyordum yani? Böyle bir hastalık var mı? Uyurgezerliğin bir türü mü bu? Yamyamlığın bir türü mü ya da? Yoksa ben...

Beriahome Harf Kupa

Aynı Kategoriden

  1. Belleğin Girdapları ~ Behçet ÇelikBelleğin Girdapları

    Belleğin Girdapları

    Behçet Çelik

    Yaban ya da yabancı değildim… Arada bir yer – onlardan olmadığım gibi büsbütün eloğlu da sayılmazdım. Bir şeyin kendi olmaktan çıkıp karşıtına dönüşme anında...

  2. Adını Unutan Adam ~ Mehmet EroğluAdını Unutan Adam

    Adını Unutan Adam

    Mehmet Eroğlu

    Ölüdeniz, Şeria, Petra, kısa etek, esmer kız… Kimim ben? 18 yıl önce o sel yatağında kim geldi peşimden? İşkence… Kim gülüyor? Kim konuşuyor? “Sakın...

  3. Küçük Yuvarlak Taşlar ~ Melisa KesmezKüçük Yuvarlak Taşlar

    Küçük Yuvarlak Taşlar

    Melisa Kesmez

    “Toprak ayağımızın altında yumuşacık, kırmızı. Bacaklarımızı ısıran dikenlere aldırmıyoruz. Çalıların içinde bin bir çeşit hışırtı, kıpırtı, çıtırtı, vızıltı… Kuşlar, böcekler, taşlar… Uçanlar, koşanlar, sürünenler,...

Haftanın Yayınevi
Yazarlardan Seçmeler
Editörün Seçimi
Kategorilerden Seçmeler

Yeni girilen kitapları kaçırmayın

Şimdi e-bültenimize abone olun.

    Oynat Durdur
    Vimeo Fragman Vimeo Durdur