Soğuktan mı titriyordum, yoksa heyecandan, üzüntüden mi, bilmem. Havuzun suyu bulanık. Kapının saatleri on ikiyi geçmiş. Kanepelerde kimseler yok. Tramvay ne fena gıcırdadı! Tramvaydaki adam bir tanıdık mıydı, acaba? Ne diye öyle dönüp dönüp baktı?.. Yoksa kimseciklerin oturmadığı kanepelerde bu saatte yalnız pek başıboşlar mı oturur? Kimseler âşık değil mi bu şehirde? Kimseler, bir meydanın kanepesinde kimseyi beklemeyecek mi, yüzünü bir dakika görmek için kimsenin?
Sait Faik Abasıyanık kendine özgü yalın ve akıcı öykülerinde okuru şaşırtan, insanı ve doğayı bütün içtenliğiyle anlatmaktan geri durmayan, her şeyin merkezine insan sevgisini koyan bir yazar. “Kökü kendinden olan” bir yazar olarak Abasıyanık, Cumhuriyet sonrası edebiyatımızda bir mihenk noktası olarak belirirken çağdaş öykücülüğümüzün de temellerini atar.
Sait Faik Abasıyanık, öykücülüğümüzün en özgün ve ayrıksı seslerinden…
İÇİNDEKİLER
Kendi Burcunda Bir Yazar: Sait Faik Abasıyanık …………….. 11
Havuz Başı ………………………………………………………………. 17
Kumarbaz Hayri Efendi……………………………………………… 23
Çatışma…………………………………………………………………… 33
İyilik Unutulmaz………………………………………………………. 39
Bir Sonbahar Akşamı…………………………………………………. 43
Bir Ev Sahibi ……………………………………………………………. 47
Bayan Gülseren………………………………………………………… 53
Yüksekkaldırım…………………………………………………………. 59
On Milyonerin On Metresi ………………………………………… 67
Jimnastik Yapan Adam ………………………………………………. 77
İnsan Gibi Bir Şey: Huy……………………………………………… 83
Su Basması ………………………………………………………………. 89
Mektup …………………………………………………………………… 95
Sur Dışında Hayat…………………………………………………….. 99
Serseri Çocukla Köpek …………………………………………….. 107
Sonbahar……………………………………………………………….. 111
İnsanlar, Türküler, Masallar……………………………………….. 113
Parkların Sabahı, Akşamı, Gecesi……………………………….. 119
Cezayir Mahallesi……………………………………………………. 125
Simitle Çay ……………………………………………………………. 131
Şehrin Sabahları ve Adamlarından Biri……………………….. 133
Şehrayin………………………………………………………………. 1370
Güğüm………………………………………………………………….. 141
HAVUZ BAŞI
Beyazıt Havuzu’nun kenarındaki kanepelerden birine oturmuş sizi bekliyorum. Yaşını almış bir adamın yirmi yaşındaki çocuk kederlerini, sevinçlerini yaşaması ne demektir, diye düşünüyorum: Belki, bir geç olma hadisesi. Belki de bir çeşit hazları, kederleri, çocuklukları uzatma temayülü. Ama bu uzayan yaz, kışın gelmeyeceğine alamet değil. Kış müthiş olacak, kar yolları kapayacak, bembeyaz ovada ölülük uzayıp gidecek…1 Sizi bekliyorum. Sizi göreceğim; içimde bir şey koşacak. Siz görmeden geçeceksiniz. Ben kederle sevinci duyup dalacağım istediğim âleme. Dünyayı yeniden kederlerle kuracağım. Sonra çarşılardan çarşılara, insan sesleri arasında, her şeyi sizinle kurulmuş bir şehirde dolaşacağım. Herkesler geçti, siz geçmediniz. Yüzünüzü göremedim. Bayramım, çocukluk bayramım salıncaksız geçmiş gibi gözüme yaş doldu. Soğuktan mı titriyordum, yoksa heyecandan, üzüntüden mi, bilmem. Havuzun suyu bulanık. Kapının saatleri on ikiyi geçmiş. Kanepelerde kimseler yok. Tramvay ne fena gıcırdadı! Tramvaydaki adam bir tanıdık mıydı, acaba? Ne diye öyle dönüp dönüp baktı?.. Yoksa kimseciklerin oturmadığı kanepelerde bu saatte yalnız pek başıboşlar mı oturur? Kimseler âşık değil mi bu şehirde? Kimseler, bir meydanın kanepesinde kimseyi beklemeyecek mi, yüzünü bir dakika görmek için kimsenin? Önce yanımdaki kanepeye oturdular. Biri kadın, öteki erkekti. Erkek bana gülümsedi. Halim yok gülmeye; yoksa tatlı tatlı gülümsemesine karşılık verilmeyecek adam değildi. Bu selam yerine geçen gülümsemeye neden cevap vermedim? Sizi bekliyordum. Hâlâ sizi bekliyordum. Belki de bugün, bu saatte buradan çıkmayacaktınız… Yoksa hasta mıydınız? Bir ara, bir başkasında saçlarınızı, yürüyüşünüzü seyreder gibi olmuş, siz olmadığınızı görünce yeniden merak etmiş, üzülmüş; sonra, belki de benim burada oturduğumu tahmin etmiştir de öteki kapıdan çıkmıştır, şüphesine düşmüştüm. Bu şüpheden çabucak caydım. O kadar ehemmiyet verilmeye değer miydim? Ya hastaysanız! Sanki hastaydınız. Koşup yatağınızın başucuna gelmiştim. Gözlerinizi açtınız. Alnınız terliydi. İki açık sarı tel, terli alnınızın üstüne yapışmıştı. “Ateşim düşmüyor,” demiştiniz. Şehre koşmuştum. Karaborsalardan ilaçlar getirmiştim. İyileşmiştiniz. Rıhtım boyunca yürümüştük. Taze, kırmızıydınız. Alnınız terliydi. Gülüyordunuz. Alay ediyordunuz. Koşuyordunuz, yakalayamıyordum. Allah esirgesin! Hasta olmayın! Dört-beş saniye içinde bunları düşündüğümden adamın selamına karşılık vermemiştim. Dört-beş saniye bir gecikmeden sonra ben de güldüm. Bunun üzerine adam yerinden kalktı, yanıma geldi. “Bu caminin ismi ne?” Bir türlü bulamadım caminin ismini, dersem inanır
…
Bu kitabı en uygun fiyata Amazon'dan satın alın
Diğerlerini GösterBurada yer almak ister misiniz?
Satın alma bağlantılarını web sitenize yönlendirin.
- Kategori(ler) Öykü
- Kitap AdıHavuz Başı
- Sayfa Sayısı144
- YazarSait Faik Abasıyanık
- ISBN9789750765834
- Boyutlar, Kapak14 x 20 cm, Karton Kapak
- YayıneviCan Yayınları / 2025
Yazarın Diğer Kitapları
Aynı Kategoriden
- Satranç Ve Şövalye ~ Erol Çelik

Satranç Ve Şövalye
Erol Çelik
Bilinci yavaşça yerine geliyordu, bunu kulağına gelen bebek ağlamasının içine doğurduğu huzurdan dolayı anladı. Bebek, çaresiz ama o kadar tatlı ağlıyordu ki, bir an...
- Evdeki Hesaplar ~ Memduh Şevket Esendal

Evdeki Hesaplar
Memduh Şevket Esendal
Evdeki Hesaplar’da yazarın çekmecesinde kalmış ve ancak 1983’ten sonra kitaplarına alınmış öyküleri okuyacaksınız. Bu tarihsiz öyküler bir araya getirilirken yazım ve anlatım biçimleri dikkate...
- Aşk Mutfağından Yalnızlık Tarifleri ~ Yekta Kopan

Aşk Mutfağından Yalnızlık Tarifleri
Yekta Kopan
2002 SAİT FAİK HİKÂYE ARMAĞANI * Yeni baskısını sunduğumuz Aşk Mutfağından Yalnızlık Tarifleri, öyküleriyle, romanlarıyla tanıdığımız Yekta Kopan’ın ikinci kitabı. 2002 yılında ülkemizin en...


