Birazoku.com sitesinde de kitapların ilk sayfalarından biraz okuyabilir, satın almadan önce fikir sahibi olabilirsiniz. Devamı »

Yazar ya da yayınevi iseniz kitaplarınızı ücretsiz yükleyin!

İnsanlığımı Yitirirken
İnsanlığımı Yitirirken

İnsanlığımı Yitirirken

Osamu Dazai

Japonya’nın en çok okunan romanlarından İnsanlığımı Yitirirken‘de Osamu Dazai, savaş sonrası Japonya’sının boğucu atmosferinin toplumdaki izdüşümünü ve bireyin kalabalıklar karşısında giderek yabancılaşarak insani değerlerini yitirişini aktarmak…

Japonya’nın en çok okunan romanlarından İnsanlığımı Yitirirken‘de Osamu Dazai, savaş sonrası Japonya’sının boğucu atmosferinin toplumdaki izdüşümünü ve bireyin kalabalıklar karşısında giderek yabancılaşarak insani değerlerini yitirişini aktarmak için teşrih masasına kendini yatırıyor.

Gündelik yaşamın acı veren detaylarını ve yıkıcı anların uğultusunu tüm yalınlığıyla kâğıda dökerek yarattığı bu anti-kahramanla, Japonya’nın genç aydınlarının Batı ile geleneksel kültür arasındaki sıkışmışlığını resmederek, bireyciliğin ve toplum karşıtlığının “salgın” gibi yayıldığı bir coğrafyada varoluşçuluk tohumları serpiyor.

Duygular hırpalanarak silikleşirken, dünyanın gerçekliğini yitirişini aktaran Dazai, dünyevi hazlar peşinde iyileşmeye çalışırken daha da parçalanan Yozo karakterinde cisimleşen evrensel sancının yansıdığı satırlarla yazın dünyasında ölümsüzleşiyor.

Yaşamı intihar girişimleriyle şekillenmiş bir yazardan, ölümün sınır çizgilerine misilleme yapan bir metin…

 

Japonya’nın en çok okunan romanlarından İnsanlığımı Yitirirken‘de Osamu Dazai, savaş sonrası Japonya’sının boğucu atmosferinin toplumdaki izdüşümünü ve bireyin kalabalıklar karşısında giderek yabancılaşarak insani değerlerini yitirişini aktarmak için teşrih masasına kendini yatırıyor.

Gündelik yaşamın acı veren detaylarını ve yıkıcı anların uğultusunu tüm yalınlığıyla kâğıda dökerek yarattığı bu anti-kahramanla, Japonya’nın genç aydınlarının Batı ile geleneksel kültür arasındaki sıkışmışlığını resmederek, bireyciliğin ve toplum karşıtlığının “salgın” gibi yayıldığı bir coğrafyada varoluşçuluk tohumları serpiyor.

Duygular hırpalanarak silikleşirken, dünyanın gerçekliğini yitirişini aktaran Dazai, dünyevi hazlar peşinde iyileşmeye çalışırken daha da parçalanan Yozo karakterinde cisimleşen evrensel sancının yansıdığı satırlarla yazın dünyasında ölümsüzleşiyor.

Yaşamı intihar girişimleriyle şekillenmiş bir yazardan, ölümün sınır çizgilerine misilleme yapan bir metin…

 

Bir Öğrenci Fotoğrafı

O adamın üç ayrı fotoğrafına baktım. Biri sanırım çocukluk dönemine ait. Adamın tahminen on yaşlarında, çevresinde kız çocukları (herhalde kız kardeşleri ve kuzenleridir), bahçedeki havuzun kıyısında yırtık pırtık elbisesiyle ayakta dururken, başını hafifçe sola eğerek çirkince güldüğü bir fotoğraf. Çirkince? Estetik kaygısı taşımayan insanlar (yani estetik gibi konulara ilgi duymayanlar) fotoğrafa sıradan bir şeymiş gibi bakıp, gelişigüzel iltifatlarda bulunabilirler: “Ne şirin çocuk!” Elbette bu iltifat tamamen yersiz değil. Çocuğun yüzünde “şirin” sözcüğüne az da olsa uygun bir şeyler bulabilmek mümkün. Ama kendini estetik konusunda biraz geliştirmiş birinin ilk bakışta fotoğrafı sinek kovalarmış gibi bir el hareketiyle fırlatıp atarak rahatsızlığını dile getireceği muhakkak: “Ne kadar itici bir çocuk!” Çocuğun gülümsemesi kesinlikle, insanın baktıkça tanımlayamadığı kötü hislere kapılmasına neden oluyor. Bu katiyyen bir gülümseme değil.

Aslında çocuk biraz bile gülümsemiyor. Bunun kanıtı, her iki elini de sımsıkı yumruk yapmış olması. İnsanlar gülerken yumruklarını böyle sıkmazlar. Bir maymun. Maymun gülümsemesi. Sadece yüzünü çirkin kırışıklar kaplamış. “Kırışık suratlı velet” dedirtecek kadar; hem de nedense insanı iğrendiren, sinir eden ifade yansımış fotoğrafa.

İkinci fotoğraftaki yüz de aynı ölçüde şaşılacak kadar garip. Bir öğrenci fotoğrafı. Liseli midir, üniversiteli mi tam olarak anlaşılmıyor, ama tuhaf bir öğrenci işte. Fakat bu da tuhaf şekilde canlı kanlı bir insan olduğu hissi uyandırmıyor. Üzerinde öğrenci üniforması, göğüs cebinden gözüken beyaz mendiliyle sandalyeye oturmuş, ayaklarını birleştirmiş ve yine gülüyor işte. Bu seferki yüz ifadesi, somurtup oturan maymunun gülümsemesinden farklı. Oldukça becerikli bir gülümseme, ama bir insan gülümsemesi değil. Öyle ya da böyle bir insanın gülüşü değil bu: Bir özden tamamen yoksun; sadece “kanın ağırlığından” yahut “insan yaşamının katılığından” müteşekkil bir gülüş diyebiliriz  hatta bir kuşun ağırlığı bile yok.

Boş bir sayfa o, tüy kadar hafif; ama yine de bir gülüş. Öyle ki, baştan sona insan yapımı bir nesne hissi uyandırıyor. Yapmacık sözcüğü hafif kalır. Ne küstah ne de züppe sözcüğü yeterli olur. Elbette zarif de denemez. Üstelik dikkatle bakıldığında bu yakışıklı öğrencide de, hayalet öyküleri gibi insanı tedirgin eden bir şeyler var. Şimdiye kadar böylesi yakışıklı ama tuhaf bir gençle hiç karşılaşmadım. Son fotoğraf en acayip olanı. Yaşı hiç anlaşılmıyor. Saçlarında birkaç beyaz tel var gibi. Son derece pis bir odanın (duvar sıvasının üç ayrı yerden döküldüğü açıkça belli oluyor) köşesinde, küçük bir mangalın üzerine iki elini uzatmış. Bu kez gülümsemiyor. Yüzün de hiçbir ifade yok. Öyle ki, mangala ellerini uzatmış ama aslında ölmüş gibi, gerçekten iğrenç, uğursuz kokular salan bir fotoğraf. Acayipliği bununla da kalmıyor. Bu fotoğrafta nispeten daha büyük göründüğünden, yüzünü incelemeyi başarabildim. Alnı sıradan, alnındaki kırışıklar da sıradan; kaşları, gözleri, çenesi; her şeyi sıradan. Of… Bu yüzde ifade olmadığı gibi insanın aklında kalmasını sağlayacak bir özellik de yok. Hiçbir özelliği yok. Fotoğrafa şöyle bir bakıp gözlerimi yumsam, adamın yüzünü çoktan unutmuş olurum. Odanın duvarlarını, küçük mangalı anımsıyorum ama odadaki başrol oyuncusundan edindiğim izlenim kolayca silinip gidiyor, bir türlü gözümün önüne getiremiyorum. Tablo unsuru haline gelmeyen bir yüz. Ne karikatür oluyor ne de başka bir şey. Gözlerimi açıyorum. Aa, böyle bir yüz müydü, anımsadım şimdi, dedirtecek bir memnuniyet bile hissedemiyorum. Hatta gözümü açıp o fotoğrafı tekrar gördüğümde bile anımsayamıyorum.

Sonuçta, sadece rahatsız olup sinirlenerek bakışlarımı başka yöne kaydırmak istiyorum. Sıradan bir ölünün yüzünde bile bir ifade, insanın aklında yer edecek bir şeyler olur. Bir insanın kafasının yerine bir yük beygiri kellesi geçirecek olsak, anca böyle görünürdü işte. Her neyse, bakanın “işte şurası” diyemeyeceği kadar insanı sinir ediyor, içini bulandırıyor. Şimdiye dek böylesi tuhaf bir çehreyle bir kez olsun karşılaşmadım.

Eklendi: Yayım tarihi
dcanetwork_AWR-Brand Awr_CPM_Affiliate_The Veil DCANetwork_Affinity_Multi_Banner_1x1_The Veil DCANetwork_OSD0003HKJ
dcanetwork_AWR-Brand Awr_CPM_Affiliate_The Veil DCANetwork_Affinity_Multi_Banner_1x1_The Veil DCANetwork_OSD0003HKJ

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

dcanetwork_AWR-Brand Awr_CPM_Affiliate_ActolyeQDCABanner_Affinity_Multi_Banner_1x1_ActolyeQDCABanner_OSD0003CEJ

Yazarın Diğer Kitapları

  1. Koş Melos ve Diğer Öyküler ~ Osamu DazaiKoş Melos ve Diğer Öyküler

    Koş Melos ve Diğer Öyküler

    Osamu Dazai

    “Basit ve doğal olanı, dolayısıyla özlü, açık olanı hızla tek bir hareketle yakalayıp olduğu gibi kâğıda dökmekten başka şansım olmadığını düşünüyordum.” Çağdaş Japon edebiyatının...

  2. Villon’un Karısı ~ Osamu DazaiVillon’un Karısı

    Villon’un Karısı

    Osamu Dazai

    Trajedilerle bezeli hayatından ve gözünü savaşa açan Japon toplumunun ahvalinden damıttığı öykülerinde Dazai, gerek coğrafyasının klasikleşmiş sanat imgelerinden esinlenerek betimlediği manzaralar, gerekse Japon edebiyatının...

  3. İnsanlığımı Yitirirken ~ Osamu Dazaiİnsanlığımı Yitirirken

    İnsanlığımı Yitirirken

    Osamu Dazai

    Dazai’nin yarı otobiyografik romanı İnsanlığımı Yitirirken, içinde yaşadığı toplum tarafından kabul görmediğini hisseden ve yalnızlığın varoluşsal kaygısıyla yüzleşmek zorunda kalan Yozo adında bir adamın...

Beriahome Harf Kupa

Aynı Kategoriden

  1. Ve Ayna Kırıldı ~ Agatha ChristieVe Ayna Kırıldı

    Ve Ayna Kırıldı

    Agatha Christie

    St. Mary Mead sıradan bir İngiliz taşrasıydı, ta ki ünlü film yıldızı Marina Gregg gelene dek. Gossington Malikânesi'ni satın alan Marina bir davet verir. Davet sırasında konuklardan biri ölür. Kokteyl kadehine zehir konmuştur. Tüm ipuçları asıl hedefin Marina olduğu ve zavallı Heather Badcock'un yanlışlıkla öldüğü yönündedir. Gerçekten de olay bu kadar basit midir?

  2. Doğmayacak Çocuk İçin Dua ~ Imre KertészDoğmayacak Çocuk İçin Dua

    Doğmayacak Çocuk İçin Dua

    Imre Kertész

    Doğmayacak Çocuk İçin Dua, İkinci Dünya Savaşı’na tanıklık etmiş ve soykırımdan sağ çıkmış Macar Yahudisi bir aydının iç hesaplaşması. Çocuk sahibi olmak istemediği için...

  3. Berlin’in Nar Çiçeği ~ FüruzanBerlin’in Nar Çiçeği

    Berlin’in Nar Çiçeği

    Füruzan

    Füruzan, 1988’de ilk kez yayımlandığında altı ay içinde iki kez basılan bu romanında, iki farklı kültürden gelen insanların Almanya’da kesişen, içiçe geçen dünyalarını serimlerken,...

Haftanın Yayınevi
Yazarlardan Seçmeler
Editörün Seçimi
Kategorilerden Seçmeler

Yeni girilen kitapları kaçırmayın

Şimdi e-bültenimize abone olun.

    Oynat Durdur
    Vimeo Fragman Vimeo Durdur