Birazoku.com sitesinde de kitapların ilk sayfalarından biraz okuyabilir, satın almadan önce fikir sahibi olabilirsiniz. Devamı »

Yazar ya da yayınevi iseniz kitaplarınızı ücretsiz yükleyin!

Mort
Mort

Mort

Terry Pratchett

Ysabell gülmeye çalıştı. İşe yaramadı. “Sen Ölüm değilsin,” dedi, “yalnızca onun işini yapıyorsun.” ÖLÜM’ÜN İŞİNİ HER KİM YAPIYORSA O ÖLÜM’DÜR. (…) ADALET YOK, dedi…

Ysabell gülmeye çalıştı. İşe yaramadı.
“Sen Ölüm değilsin,” dedi, “yalnızca onun işini yapıyorsun.”
ÖLÜM’ÜN İŞİNİ HER KİM YAPIYORSA O ÖLÜM’DÜR. (…)
ADALET YOK, dedi Mort. YALNIZCA BİZ VARIZ.

Yakın geçmişte, sonsuzluğun büyülü evrenine uğurladığımız Sir Terry Pratchett’ın, dünya çapında 85 milyonun üzerinde satan 41 kitaplık, kültleşmiş “DiskDünya” serisi, Büyünün Rengi, Fantastik Işık ve Eşit Haklar’ın ardından, Mort ile devam ediyor.

Niran Elçi’nin pürüzsüz Türkçesi ve Delidolu Yayınları’nın özenli baskısıyla raflardaki yerini alan Mort’da, Pratchett, okurlarını Ölüm’ün ta kendisi ile tanıştırıyor…

Ölüm herkese gelir. Mort’a geldiğinde, bir iş teklif etti. “Bir torba dolusu çıngıraklı yılandan daha tehlikeli olan insanlardan biriydi” Mort, “Evrenin ardındaki mantığı keşfetmeye kararlıydı.” Ölmenin zorunlu olmadığı konusunda güvence verilince işi kabul etti. Ama daha kariyerinin başında Ölüm’ün çıraklığını yapmanın romantik özlemlerle uyuşmadığını öğrendi: İş işten geçmiş, aşk bacayı sarmıştı!

DiskDünya serisi, hayalgücünün sınırlarını zorlayan kurgusunun yanı sıra kuantum fiziğinden sanayi devrimine, popüler kültür klişelerinden Hamlet, Rüzgâr Gibi Geçti vb. edebiyat ve sinema klasiklerine uzanan değişik kültür unsurlarına saygı duruşunda bulunarak gerçek dünyadaki pek çok konuyla dalga geçmesini bilen göz kamaştırıcı bir edebiyat harikası…

“Kahraman barbarlar, öte dünyadan canavarlar, güzel prensesler ve ateş üfleyen ejderhalar; hepsi burada ama hiçbiri bildiğiniz gibi değil.”
Publishers Weekly

MORT

Mumlarla ışıl ışıl aydınlatılmış bu odada cansaatleri duruyor –Raflar dolusu tıknaz kum saati, yaşayan her kişi için bir tane, incecik kumlarını gelecekten geçmişe döküyor. Düşen sayısız kum zerresinin hışırtısı odada deniz gibi kükrüyor. Odanın sahibi dalgın dalgın odayı adımlıyor. Adı, Ölüm. Ama herhangi bir Ölüm değil. Bu ölümün faaliyet küresi – eh, aslında küre denemez, çünkü DiskDünya uzaya dökülen sonsuz bir çağlayanın kuşattığı yassı bir disktir; dört dev filin sırtında dengelenmiştir ve filler de muazzam yıldız kaplumbağası Büyük A’Tuin’in sırtında durmaktadır. Bilim insanları bu kadar saçma bir şeyin ancak milyonda bir olasılıkla var olabileceğini hesaplamıştır. Ama büyücüler milyonda bir olasılıkların her on seferin dokuzunda gerçekleştiği sonucuna varmıştır. Ölüm siyah-beyaz karoların üzerinde kemikten ayaklarla tıkır tıkır yürürken, iskelet parmağını uzatmış, başlığının içinde kendi kendine mırıldanarak sıra sıra kum saatlerini sayıyor. Sonunda aradığı kum saatini buluyor, dikkatle rafından kaldırıyor ve en yakındaki mumun yanına götürüyor. Muma yaklaştırdığı kum saatinden ışık yansıyor ve Ölüm, bu küçük parlak ışıltıya bakıyor. Derinliklerinde ışıklar çakan göz yuvalarının dikkatli bakışları uzayın derinliklerinde zahmetle ilerleyen dünya kaplumbağasını görüyor; kaplumbağanın kabuğu kuyrukluyıldızlarca yaralanmış, meteorlarca delik deşik edilmiş. Bir gün, Büyük A’Tuin bile ölecek; Ölüm biliyor. İşte bu, zor bir görev olacak. Bakışları, yörüngesindeki minik güneşin altında ağır ağır dönen Disk’in mavi-yeşil, görkemli manzarasına odaklanıyor ve yaklaşıyor. Şimdi, Koçbaşı Dağları denen büyük dağ sırasına doğru kıvrılıyor. Koçbaşı Dağları derin vadilerle, beklenmedik uçurumlarla ve öylesine farklı coğrafi unsurla dolu ki, onlarla ne yapacaklarını bile bilemiyorlar.

Sıradağların şarapnel gibi yağan yağmurlar, kırbaç gibi şaklayan rüzgârlar ve bitmek tükenmek bilmez fırtınalardan oluşan kendine özgü bir iklimi var. Bazıları, Koçbaşları eski, yabanıl büyünün yuvası olduğu için, diyor. Ama diğer yandan, bazıları her şeyi der. Ölüm gözlerini kırparak derinlik ayarı yapıyor. Şimdi gözlerinin önünde, dağların dönüşyönü yamaçlarına yayılmış, çimenlerle kaplı kırlar var. Belli bir yamaca odaklanıyor. Belli bir çimenliğe. Şimdi koşmakta olan bir oğlan çocuğu görüyor. İzliyor. Sonra, granit zemine düşen kurşun levhalar gibi bir sesle, EVET, diyor.

O tepelik, sarp bölgenin toprağında büyülü bir şeyler olduğu kuşkusuzdu; yerel bitkilere verdiği tuhaf renk yüzünden oktarin çimenlik olarak bilinirdi. Örneğin, Disk üzerinde bitkilerin gerisenelik ürün verdiği pek az yerden biriydi. Gerisenelik bitkiler, zamanda geriye doğru büyüyen bitkilerdir. Bu sene tohum ekersiniz, geçen sene büyürler. Mort’un ailesi gerisenelik üzümlerden şarap yapmakta uzmanlaşmıştı. Gerisenelik üzüm şarabı çok güçlü bir şaraptı ve falcılar arasında çok tutulurdu, çünkü elbette geleceği görmelerini sağlardı. Tek kusuru, şarabı içmeden önceki sabah akşamdan kalma hissetmenizdi ve telafi etmek için çok içmeniz gerekirdi. Gerisenelik ürün yetiştirenler genellikle iri yarı, ciddi adamlardı ve kendi duygu ve düşüncelerini gözlemlemeye, takvimi yakından takip etmeye eğilim duyarlardı.

Sıradan tohum ekmeyi ihmal eden bir çiftçi yalnızca ürün kaybeder ama on iki ay önce hasat ettiği bir ürünün tohumlarını ekmeyi ihmal eden biri, bütün sebepsellik dokusunu bozma riskine girer; böyle bir ihmalin çiftçiyi mahcup edeceğinden bahsetmeye bile gerek yok. Mort’un ailesi için, en küçük oğullarında ciddiyetin izinin bile bulunmaması ve tarıma ancak ölü bir denizyıldızı kadar yetenekli olması da büyük utanç kaynağıydı. Yardımsever bir çocuk olmadığından değil, ama ciddi adamların kısa zamanda korkmayı öğrendiği türden muğlak, neşeli bir yardımseverlikti onunki. Bulaşıcı, hatta muhtemelen ölümcül bir yanı vardı. Mort uzun boylu, kızıl saçlı ve çilliydi, bedeni her an sahibinin kontrolünden çıkacakmış gibi görünüyordu; sırf dizlerden oluştuğunu sanabilirdiniz. O gün, o beden ellerini sallayıp bağırarak yaylalarda koşuyordu. Mort’un babası ve amcası taş duvardan, tesellisiz bakışlarla onu izliyorlardı. “Benim anlamadığım,” dedi babası Lezek, “kuşlar ondan kaçmıyor bile. Onun bana doğru geldiğini görsem ben kaçardım.”

“Ah. İnsan vücudu harika bir şey. Demek istediğim, çocuğun bacakları her yerde ama yine de iyi hız yapıyor.” Mort bir saban izinin sonuna geldi. Aşırı doymuş bir tahtalı güvercin sallana sallana yolundan çekildi. “Kalbi doğru yerde ama,” dedi Lezek dikkatle. “Ah. Elbette, doğru yerde olmayan geri kalanı zaten.” “Evde temiz bir çocuktur. Çok yemek de yemez,” dedi Lezek. “Evet, bunu görebiliyorum.” Lezek yan yan kardeşine baktı. Kardeşi gözlerini gökyüzüne dikmişti. “Senin çiftliğe adam lazım diye duyduydum Hamesh,” dedi. “Ah. Çırak aldım ama.” “Ha,” dedi Lezek kasvetle, “ne zaman aldın?” “Dün,” dedi kardeşi, çıngıraklıyılan kadar hızlı uydurarak. “İmzalı ve mühürlü. Üzgünüm. Bak, senin küçük Mort hakkında söyleyecek kötü lafım yok, anlarsın, onun kadar iyi çocuk bulamazsın, yalnızca…” “Biliyorum, biliyorum,” dedi Lezek. “İki eliyle kendi kıçını bulamaz.” Uzaktaki şekle baktılar. Düşmüştü. Birkaç güvercin sallana sallana yaklaşıp yerdeki şekli inceledi.

“Aptal değil ama,” dedi Hamesh. “Aptal diyebileceğin biri değil.” “Kafasında bir beyin taşıyor, orası kesin,” diye kabullendi Lezek. “Bazen o kadar derin düşüncelere dalıyor ki, dikkatini çekmek için kafasına bir tane şaplatman gerekiyor. Ninesi ona okuma öğretti, anlarsın. Kesin bu yüzden aklı hararet yapıyor.” Mort ayağa kalkmış, cübbesine takılmıştı. “Onu bir işe koyman lazım,” dedi Hamesh düşünceli düşünceli. “Rahip olabilir belki. Ya da sihirbaz. Sihirbazlar devamlı okur.”

Birbirlerine baktılar. İkisinin de aklına, iyi niyetli ellerine bir büyü kitabı geçirirse Mort’un neler yapabileceği gelmişti. “Tamam, tamam,” dedi Hamesh telaşla. “Başka bir şey o zaman… Eline yakışan bir sürü iş olmalı.” “Çok fazla düşünmeye başladı, sorun bu,” dedi Lezek. “Şuna bir bak. Nasıl kuş ürkütürüm diye düşünmezsin, yalnızca yaparsın. Normal bir çocuk olsan, demek istiyorum.” Hamesh düşünceli düşünceli çenesini kaşıdı. “Bu, başka birinin sorununa dönüşebilir,” dedi. Lezek’in yüzündeki ifade değişmedi ama gözlerinin etrafında ufacık bir değişiklik oldu. “Ne demek istiyorsun?” “Gelecek hafta Koyunsırtı’nda işçi panayırı var. Birine çırak verirsen, oğlanı adam etme işi yeni ustasına düşer. Kanun bu. Çıraklık sözleşmesi bağlayıcıdır.” Lezek tarlanın ortasında bir taşı incelemekte olan oğluna baktı. “Başına bir şey gelmesini istemem ama,” dedi kuşkuyla. “Annesi de, ben de onu pek severiz. Zamanla herkese alışıyorsun.” “Kendi iyiliği için, biliyorsun. Birinin onu yontup adam etmesi lazım.” “Ah. Şey. Oğlanda bol hammadde olduğu kesin,” diye içini çekti Lezek.

Taş Mort’un ilgisini çekmişti. İçinde kıvrımlı kabuklar vardı; kimsenin bilmediği bir sebepten, Yaratıcı’nın taştan yaratıklar yaptığı, dünyanın ilk günlerinden kalmaydı. Pek çok şey Mort’un ilgisini çekiyordu. Neden insanların dişleri bu kadar düzgünce kapanıyordu örneğin. Bunu uzun uzun düşünmüştü. Sonra bir de, güneşin neden ışığın daha çok işe yarayacağı bir zamanda, geceleyin değil de gündüz doğduğu meselesi vardı. Standart açıklamayı biliyordu ama bir şekilde tatmin edici bir açıklama gibi gelmiyordu. Kısacası, Mort bir torba dolusu çıngıraklıyılandan daha tehlikeli olan insanlardan biriydi. Evrenin ardındaki mantığı keşfetmeye kararlıydı. Bu zor olacaktı, çünkü evrenin ardında bir mantık yoktu. Dünyayı bir araya getirirken Yaratıcı’nın bir sürü olağanüstü fikri vardı ama onu anlaşılır kılmak, o fikirlerden biri değildi. Trajedilerdeki kahramanlar hep tanrıların onlarla uğraşması hakkında sızlanır ama işi asıl zor olan, tanrıların görmezden geldiği kişilerdir. Babası her zamanki gibi ona bağırıyordu. Mort taşı güvercinlerden birine attı, karnı şişmiş olan güvercin taştan kıl payı kaçındı. Sonra Mort tarlada, babasına doğru yürümeye başladı. Böylece Mort ve babası Domuznöbeti arifesinde, Mort’un birkaç parça eşyasını bir çuvala koyup eşeğin sırtına bağladılar ve dağlardan inip Koyunsırtı’na geldiler. Kasaba parke taşı döşeli bir meydan ve meydanın dört kenarına dizilmiş, çiftçilere hizmet veren dükkânlardan ibaretti. Beş dakika sonra Mort, üzerinde işlevi belirsiz bol, kahverengi bir giysiyle terziden çıktı. Anlaşılır bir şekilde önceki sahibi tarafından teslim alınmamış olan giysiyi büyüdükçe de giyebilecekti, büyüdüğü zaman on dokuz bacaklı bir fil olacağı varsayımıyla. Babası onu tepeden tırnağa süzdü. “Fiyatına göre çok iyi,” dedi. “Kaşındırıyor,” dedi Mort. “Sanırım içinde benden başka bir şeyler daha var.” “Dünyada böyle güzel, sıcak bir…” Lezek duraksadı ve pes etti, “giyecek için minnet duyacak binlerce delikanlı var evlat.” “İsterlerse onlarla paylaşırım?” dedi Mort umutla.

“Düzgün görünmen lazım,” dedi Lezek sertçe. “İyi izlenim bırakmalı, kalabalıkta fark edilmelisin.” Bundan kuşku yoktu. Fark edilecekti. Meydana doluşmuş kalabalığa karıştıklarında ikisi de kendi düşüncelerine dalmıştı. Normalde Mort kasabayı ziyaret etmekten, onun kozmopolit atmosferini tatmaktan ve on, hatta on beş kilometre uzaktaki köylerden gelen insanların farklı lehçelerini dinlemekten hoşlanırdı ama bu sefer, sanki henüz olmamış bir şeyi hatırlayabiliyormuş gibi tatsız kuruntulara kapılmıştı. Panayır şu şekilde iş görüyordu: İş arayan adamlar meydanın ortasında düzensiz sıralar halinde diziliyordu. Çoğu şapkalarında, ne tür bir iş için eğitildiklerini anlatan küçük simgeler taşıyordu: çobanlar için küçük yün tutamları, arabacılar için bir halka at kılı, dekoratörler için çuval bezinden oldukça ilginç bir duvar kaplama malzemesi, vesaire. Çıraklık arayan oğlanlar ise meydanın merkez tarafına toplanmıştı.

“Sen git, şurada dur. Biri gelip sana çıraklık teklif edecek,” dedi Lezek, kararsız bir sesle. “Görüntünü beğenirlerse yani.” “Nasıl karar veriyorlar?” dedi Mort. “Şey…” dedi Lezek ve duraksadı. Hamesh bu kısmını açıklamamıştı. Sınırlı pazar yeri bilgisine başvurdu ama onunki daha çok canlı hayvan satışlarıyla ilgiliydi. “Herhalde dişlerini falan sayarlar. Hırıldamamaya ve ayaklarının doğru yere basmasına dikkat et. Ben senin yerinde olsam okuma bildiğimi belli etmezdim, insanları huzursuz ediyor.” “Sonra ne olacak?” dedi Mort. “Sonra gidip meslek öğreneceksin,” dedi Lezek. “Hangi mesleği?” “Şey… marangozluk iyi meslektir,” diye tahmin yürüttü Lezek. “Ya da hırsızlık. Birinin yapması lazım.”

Eklendi: Yayım tarihi

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yazarın Diğer Kitapları

  1. Muhteşem Maurice ve Değişmiş Fareleri ~ Terry PratchettMuhteşem Maurice ve Değişmiş Fareleri

    Muhteşem Maurice ve Değişmiş Fareleri

    Terry Pratchett

    Hayalî evrenlerin azametli mucidi Sör Terry Pratchett’ın benzersiz yaratımı “Diskdünya”nın yirmi sekizinci halkası olan Muhteşem Maurice ve Değişmiş Fareleri; efsanevi Fareli Köyün Kavalcısı masalını parodileştiren, Carnegie Madalyalı...

  2. Domuz Baba ~ Terry PratchettDomuz Baba

    Domuz Baba

    Terry Pratchett

    Bu yıl uslu bir çocuk oldunuz mu? Sör Terry Pratchett’ın kaleme aldığı “Diskdünya” serisinin ilk kez Türkçeye çevrilen yeni kitabı Domuz Baba, kadim yılbaşı geleneklerinin...

  3. Gerçek ~ Terry PratchettGerçek

    Gerçek

    Terry Pratchett

    Yazıyor! Ankh-Morpork Times yazıyor! Yalnızca “gerçekleri” yazıyor!.. Efsane yazar Sör Terry Pratchett’ın benzersiz yaratımı “Diskdünya” serisinin ilk kez Türkçeye çevrilen yeni kitabı Gerçek, derin siyasi komploların düğümünü zekâyla...

Bebhome Kahve

Aynı Kategoriden

  1. Uyanmış ~ P. C. Cast - Kristin CastUyanmış

    Uyanmış

    P. C. Cast - Kristin Cast

    Yıkımın eşiğindeki çaresiz bir genç kız, kalbinin kırılmaması için ne yapabilir? Karanlığın gözlerinizi bağladığı yerde, kalbinize güvenmekten başka çareniz yoktur. Arkadaşlığın sınırları nereye kadar...

  2. Sherlock Gibi Düşünmek ~ Daniel SmithSherlock Gibi Düşünmek

    Sherlock Gibi Düşünmek

    Daniel Smith

    “Sadece bakmak yetmez, görmek de lazım!” Gözlem gücünüzü, hafızanızı ve mantık yürütme yeteneğinizi dünyanın en ünlü dedektifi Sherlock Holmes’un kullandığı sıra dışı tekniklerle geliştirecek...

  3. Yasak İlişki ~ Barbara Taylor Bradford Yasak İlişki

    Yasak İlişki

    Barbara Taylor Bradford

    Amerikan televizyonunun otuz üç yaşındaki ünlü muhabiri Bill Fitzgerald, görevli olarak uzun bir süre Bosna'da kaldıktan sonra, savaştan bıkmış, yorgun düşmüştür. 1995 Kasım'ının son günlerinde, eski arkadaşı, Time dergisinin savaş muhabiri Francis Xavier Peterson ile buluşmak üzere Venedik'e gider.

Haftanın Yayınevi
Yazarlardan Seçmeler
Editörün Seçimi
Kategorilerden Seçmeler

Yeni girilen kitapları kaçırmayın

Şimdi e-bültenimize abone olun.

    Oynat Durdur
    Vimeo Fragman Vimeo Durdur