Birazoku.com sitesinde de kitapların ilk sayfalarından biraz okuyabilir, satın almadan önce fikir sahibi olabilirsiniz. Devamı »

Yazar ya da yayınevi iseniz kitaplarınızı ücretsiz yükleyin!

Facebook’ta Beğen

Tık tık tık…
“Kim o?”
“Benim, Tehlikeli!”

Rosewood kasabası bir fotoğraf karesinde harikulade görünse de, bazı fotoğrafların aldatıcı olabileceğini unutmamak gerekir; tıpkı kasabanın en güzel ve yaramaz dört kızı gibi…

Hanna, Rosewood gençliğini doğru yoldan saptırma görevini üstlenir ve ilk olarak okuldaki çekici bir öğrenciyi gözüne kestirir. Aria, erkek arkadaşının geçmişini öğrenmek için casusluk
yapmakla meşguldür. Masum Emily artık mahrumiyetten uzak durma kararı alır. Spencer’ın durumu ise çok vahimdir çünkü ailesinden bir şeyler çalmaktadır.

Fakat güzeller güzeli dört kızı bekleyen yepyeni bir tehlike kapılarına dayandığında işler değişir. Alison’un katili tutuklanıp, A’nın gerçek kimliği ortaya çıkınca nihayet güvende olduklarını düşündükleri anda, ortalığı kızıştıran yeni bir A ortaya çıkar. Dünyalar güzeli dört kızın hayatı büyük bir tehlike altındadır şimdi.

Sara Shepard’ın “Sevimli Küçük Yalancılar” (Pretty Little Liars) adlı gençlik romanı serisinden uyarlanan müthiş dizisi Türkiye’de…

Sara Shepard’ın gençlik anılarından esinlenerek yazdığı “Sevimli Küçük Yalancılar” (Pretty Little Liars) serisi aynı adla diziye uyarlandı ve Amerika’da reyting rekorları kırarak büyük bir izleyici kitlesine ulaştı. Birbirinden güzel dört genç kız arkadaşın heyecan dolu maceralarını aktaran dizi, ülkemizde de her pazartesi tv2’de yayınlanmakta ve Türk izleyicileri tarafından beğeniyle takip edilmektedir.

***

SEVİMLİ KÜÇÜK YALANCILAR

TEHLİKELİ

Jason saatine bakıp elini cebine attı. “Çok geç kaldım.” Cüzdanını aldı ve içinden ikisinin de içkilerini karşılayacak kadar para çıkardı. Sonra Aria’ya baktı. “Yani,” diye başladı.

“Yani,” diye tekrarladı Aria, sonra öne doğru uzanıp Jason’ın elini tuttu ve yıllar önce kendisini öpmesini istediği gibi onu öptü. Jason’ın dudaktan misket limonu ve votka tadındaydı. Jason onu kendine doğru çekip ellerini saçlarına geçirdi. Bir süre sonra gülümseyerek birbirlerinden ayrıldılar. Aria neredeyse bayılacakmış gibi hissediyordu.

“O halde sonra görüşürüz,” dedi Jason.

“Kesinlikle,” diye karşılık verdi Aria. Jason uzun adımlarla odayı geçti, kapıyı açtı ve gitti.

“Aman Tanrım,” diye fısıldadı Aria, bara doğru dönerken. Bir yanı barın üstüne çıkmak ve odadaki herkese az önce neler olduğunu haykırmak istiyordu.

Telefonu çalmaya başladı. Aria sıçradı ve telefona baktı. Bir yeni kısa mesaj, yazıyordu küçük ekranda. Mesaj bilinmeyen numaradan gönderilmişti.

Odanın arka tarafından, mumların alevini sağa doğru eğdiren bir soğuk hava dalgası yayıldı. Sanki görünmeyen bir arka kapı açılıp kapanmıştı.

Bir yeni kısa mesaj. Aria ellerini saçlarından geçirdi. Yavaşça oku tuşuna bastı.
Gimletların tadını çıkarırken eğlendin mi? Kusura bakma canım fakat rüya sona erdi. Ağabeyin senden bir şey saklıyor. Ve güven bana… bunun ne olduğunu bilmek istemezsin.

Eğer Hafıza İşe Yarıyorsa.Birdenbire tüm hayatınızın her bir dakikasını hatırlayabilseydiniz ne olurdu? Sadece herkesin hatırlayabileceği büyük olayları değil, küçük şeyleri de hatırlasaydınız?

Üçüncü sınıftaki sanat dersinde kullanılan lastik solüsyonun kokusundan nefret etme konusunda en iyi arkadaşınızla hemfikir oluşunuz gibi. Ya da sekizinci sınıftayken, hoşlandığınız çocuğu bir elinde iPod Touch, diğer elinde futbol topuyla okul bahçesinde yürürken gördüğünüz ilk anı.

Fakat her mutluluk bir bela getirir. Yepyeni mükemmel hafızanızla, en iyi arkadaşınızla ettiğiniz her kavgayı da hatırlarsınız. Hoşlandığınız futbol sevdalısı çocuk öğle yemeğinde başka birinin yanına oturduğunda rahatlarsınız.

Dört dörtlük bir hafızayla, geçmiş birdenbire daha da kötüleşebilir. Şu anda birileri dostunuz gibi mi görünüyor? Tekrar bakın, sizin sandığınız kadar iyi olmayabilirler. Her zaman arkanızı kolladığını sandığınız bir arkadaş mı? Eyvah! İyice bir inceleyin, pek de öyle değildir.

Eğer Rosewood’daki dört güzel kıza mükemmel hafızalar verilmiş olsaydı, kime güveneceklerini ya da kimden uzak durmaları gerektiğini daha iyi bilebilirlerdi. Belki o zaman geçmişleri öncesinden daha anlamlı olabilirdi.

Hafıza dönek bir şeydir ve bazen, unutmuş olduğumuz şeyleri tekrar tekrar hatırlamak yazgımızda vardır.

İşte oradaydı. Çitlerindeki gül sarmaşıkları ve arka tarafındaki yüksek verandasıyla, çıkmaz sokağın köşesindeki Victoria stili büyük ev. Sadece seçilmiş birkaç kişi içine girmişti fakat herkes orada kimin yaşadığını biliyordu.

Okuldaki en popüler kızdı orada yaşayan. Modayı belirleyen, tutkulu aşklara ilham veren ve birilerinin ününü azaltıp arttıran bir kız. Her erkeğin birlikte olmak istediği ve her kızın yerine geçmek istediği biri.

Alison DiLaurentis tabii ki.Philadelphia’dan yirmi mil uzaklıktaki huzur dolu Main Line bölgesinde bir kasaba olan Rosewood, Pensilvanya’da sakin bir eylül sabahının erken saatleriydi. Alison’ların evinin karşısındaki evde yaşayan Bay

Cavanaugh, gazetesini almak için evinin bahçesini geçti. Birkaç ev aşağıda yaşayan Vandenwaal’ların açık kahverengi Golden Retriever köpeği, etrafı çitlerle çevrili bahçede koşuşturuyor ve sincaplara havlıyordu. Etrafta, ne bir çiçek ne de bir yaprak uygunsuz durumda görünüyordu…

Hepsi de aynı anda DiLaurentis’lerin bahçesine gizli bir şekilde girmeye çalışan, altıncı sınıfa giden dört kız dışında.
Emily Fields uzun domates fidanlarının arkasında saklanırken gergin bir şekilde Rosewood Uzun Kulvar Yüzücü kazağının iplerini çekiştiriyordu.

Bırakın okulun en güzel ve popüler kızının arka bahçesini, daha önce başkasının arazisine bile hiç izinsiz girmemişti. Aria Montgomery bir meşe ağacının arkasında eğilmiş, babasının Almanya’daki bir başka son dakika sanat tarihi konferansından dönüşte getirdiği tuniğin işlemeleriyle oynuyordu. Hanna Marin bisikletini ailenin odunluğunun yakınlarındaki bir kayaya dayamış, hücum planını hazırlıyordu. Spencer Hastings, kendi bahçesinden bu komşu bahçeye geçerek budanmış bir ahududu ağacının arkasına dikkatlice çömelmiş, ahududuların biraz tatlı biraz keskin kokusunu soluyordu.

Dört kız da sessizce DiLaurentis’lerin evinin arka tarafındaki pencereye bakıyordu. Mutfaktan bazı gölgeler geçiyordu. Üst kattaki yatak odasından bir bağırış duyuldu. Bir ağaç dalı koptu. Biri öksürdü.

Kızların hepsi orada yalnız olmadıklarını aynı anda fark etti. Spencer, Emily’nin fidanlarla boğuştuğunu, Emily ise Hanna’nın kayanın yanında çömelmiş olduğunu gördü. Hanna’nın gözüne de ağacın arkasındaki Aria takıldı. Sonra her biri Alison’un arka bahçesinin ortasına doğru yürüyerek dar bir çember oluşturdu.

“Siz burada ne yapıyorsunuz?” diye sordu Spencer. Emily, Hanna ve Aria’yı Rosewood Halk Kütüphanesi’nin onlar birinci sınıftayken düzenlediği okuma yarışmasından beri tanıyordu; yarışmayı Spencer kazanmıştı ama tümü yarışmaya katılmıştı.

Fakat arkadaş değillerdi. Emily, bir öğretmen sınıfta kendisine seslendiğinde kızaran tipte bir kızdı. O anda, kendisine oldukça fazla dar gelen siyah Paper Denim kotunun kemer kısmını çekiştirmekte olan Hanna, kendisinden hiçbir zaman hoşnut görünmüyordu. Aria ise bugün den giymişti. Spencer, Aria’nın tek arkadaşlarının hayali arkadaşlar olduğunu düşünüyordu.

“Ah, hiçbir şey,” diye cevap verdi Hanna.

“Evet, hiçbir şey,” dedi Aria hepsine şüpheli bakışlar atarken. Emily omuz silkti.

“Peki, sen ne yapıyorsun?” diye sordu Hanna, Spencer’a.

Spencer içini çekti. Hepsinin de aynı nedenle burada olduğu çok açıktı. İki gün önce kızların gittikleri elit kolej Rosewood Day, beklenen Zaman Kapsülü oyununun başladığını duyurmuştu. Müdür Appleton her yıl parlak mavi

Rosewood Day bayrağını parçalar halinde kesiyordu ve okulun son sınıflardaki öğrencileri bunları kasabanın çevresinde bir yerlere saklıyorlardı. Öğretmenler ise parçaların nerelerde olabileceği hakkında okulun alt ve üst katlarına leşçil av tarzı ipuçları yapıştırıyorlardı.

Bir parça bulan kişi, bunu istediği şekilde dekore ediyordu ve tüm parçalar bulunduğunda görevliler bu parçaları birbirine dikerek bayrağı tekrar birleştiriyorlar, ardından kazananları onurlandırmak için büyük bir toplantı düzenliyorlar ve bayrağı Zaman Kapsülü’nün içine koyarak futbol sahalarının arkasına gömüyorlardı. Zaman Kapsülü parçalarını bulan öğrenciler efsaneleşiyorlar ve mirasları sonsuza kadar yaşıyordu.

Rosewood Day gibi bir okulda kendini göstermek zordu, Zaman Kapsülü bayrağının bir parçasını bulmak daha da zordu. Sadece bir yasa boşluğu herkese umut ışığı veriyordu: Başkasının bulduğu parçayı, gömülme vakti gelmeden çalmak.

Bunu yapmanın yasal olduğu bildirilmişti. İki gün önce şüphe götürmez güzellikte birisi, parçalardan birinin neredeyse kendisinin olmak üzere olduğuyla böbürleniyordu. Şimdi dört kız da, o kişinin hiç beklemediği bir anda bu çalma maddesinden faydalanmayı umuyordu.

Alison’un parçasını çalma düşüncesi keyif vericiydi. Bu bir yandan ona yakınlaşma şansı, diğer yandansa Rosewood Day’deki en güzel kıza her istediğini elde edemeyebileceğini göstermek için bir fırsattı. Alison DiLaurentis kesinlikle gerçekle yüzleşmeliydi.

Spencer diğer üç kıza baktı. “Buraya ilk ben geldim. Bayrak benim.”
“Ben senden önce buradaydım,” diye fısıldadı Hanna. “Evinden sadece birkaç dakika önce çıktığını gördüm.”

Aria mor süet çizmesini yere vurarak şaşkınlıkla Hanna’ ya döndü. “Sen de daha yeni geldin. Ben ikinizden de önce buradaydım.”
Hanna omuzlarını dikleştirerek Aria’nın dağınık saç örgülerine ve kat kat olan ağır kolyelerine baktı. “Sana kim inanacak ki?”

“Kızlar.” Emily sivri çenesini DiLaurentis’lerin evine doğru uzatıp parmağını dudaklarına götürdü. Mutfaktan birtakım sesler geliyordu.

“Yapma.” Bu Alison’un sesine benziyordu. Kızlar gerildiler.

“Yapma,” diye taklit etti ikinci bir tiz ses.

“Kes şunu!” diye bağırdı Alison.

“Kes şunu!” diye tekrarladı ikinci ses.

Emily irkildi. Ablası Carolyn de Emily’nin sesini bununla tamamen aynı şekilde, cızırtılı bir sesle taklit ederdi ve Emily bundan nefret ederdi. Emily bu ikinci sesin, Alison’un Rosewood Day’de sondan bir önceki sınıfta okumakta olan ağabeyi Jason’a ait olup olmadığını merak etti.

“Yeter!” dedi derinden gelen bir ses. Duvarları sarsan bir gümbürtü koptu ve cam kırılma sesleri geldi. Saniyeler sonra veranda kapısı açıldı ve Jason hırkası savrularak, ayakkabı bağcıkları bağlanmamış ve yanakları kızarmış halde hiddetle dışarı çıktı.

“Kahretsin!” diye fısıldadı Spencer. Kızlar aceleyle çalılıkların arkasına kaçtılar. Jason bahçeden çaprazlama geçerek ormana doğru yürüdü, sonra sol tarafında bir şey fark ederek durdu. Yüzünden öfkeli bir ifade geçti.

Kızlar Jason’ın bakışlarını takip ettiler. Çocuk, Spencerların arka bahçesine bakıyordu. Spencer’ın ablası Melissa, yeni erkek arkadaşı lan Thomas’la birlikte jakuzinin kenarında oturuyordu. Çift, Jason’ın kendilerine baktığını görünce el tutuşmayı bıraktı. Birkaç anlamlı saniye geçti. İki gün önce Alison, bulmak üzere olduğu bayrak hakkında böbürlendikten hemen sonra Ian ve Jason tüm altıncı sınıfların önünde Alison için kavga etmişlerdi. Belki de kavga henüz son bulmamıştı.

Jason gergin bir şekilde döndü ve ormana doğru gitti. Veranda kapısı tekrar açıldı ve kızlar oldukları yerde sindiler. Alison verandada durarak etrafına bakındı. Uzun sarı saçları dalgalanarak omuzlarına yayılıyordu ve koyu pembe tişörtü teninin daha canlı ve taze görünmesini sağlıyordu.

“Ortaya çıkabilirsiniz,” diye bağırdı Alison.

Emily kahverengi gözlerini kocaman açtı. Aria daha fazla sindi. Spencer ve Hanna dudaklarını kenetledi.

“Ciddiyim.” Alison dolgu topuklarının üzerinde mükemmel şekilde dengede durarak veranda merdivenlerinden indi. O, okula gelirken topuklu giymeye cesaret edebilen tek altıncı sınıf öğrencisiydi, Rosewood Day’de liseye kadar topuklu giyilmesine izin verilmiyordu. “Orada binlerinin olduğunu biliyorum.

Eğer bayrağım için geldiyseniz bayrak falan yok. Birisi onu çoktan çaldı.”
Spencer merakına engel olamadı ve çalıları yararak ilerledi. “Ne? Kim?”

Onun ardından Aria çıktı. Emily ve Hanna da onu takip etti. Başka biri onlardan önce Alison’un bayrağını mı almıştı?

Alison iç çekti ve küçük koi süs havuzunun yanındaki taş banka çöktü. Kızlar tereddüt ettiler ama Alison işaretle onları yanına çağırdı. Kız yakından vanilyalı sabun kokuyor…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  • Kitap AdıTehlikeli
  • Sayfa Sayısı380
  • YazarSara Shepard
  • ÇevirmenGülfem Çırak
  • ISBN9786053480457
  • Boyutlar, Kapak13,5x21,5 cm, Karton Kapak
  • YayıneviMartı Yayınları / 2012

Yazarın Diğer Kitapları

Yazarın Diğer Kitapları



Okudunuz mu?

Rastgele Kitap Getir Son Girilenleri Getir

Yeni girilen kitapları kaçırmayın

Şimdi e-bültenimize abone olun.

Oynat Durdur
Vimeo Fragman Vimeo Durdur