Birazoku.com sitesinde de kitapların ilk sayfalarından biraz okuyabilir, satın almadan önce fikir sahibi olabilirsiniz. Devamı »

Yazar ya da yayınevi iseniz kitaplarınızı ücretsiz yükleyin!

Araba
Araba

Araba

B. Traven

Araba, küçük ve ilkel birer çiftlik olan finca’larda efendilerinin kurduğu borç ekonomisi içerisinde, özgürlük nedir bilmeksizin yaşamaya çalışan plantasyon işçisi yerlilerle, bu finca’lardan paçasını…

Araba, küçük ve ilkel birer çiftlik olan finca’larda efendilerinin kurduğu borç ekonomisi içerisinde, özgürlük nedir bilmeksizin yaşamaya çalışan plantasyon işçisi yerlilerle, bu finca’lardan paçasını kurtarmış olsalar da başka türden bir patron boyunduruğu altına girmiş, tüccarların yük kervanlarını çeken arabacıların, yani carreteo’ların müşterek dünyasına dair yalın ve dokunaklı bir kesit sunarken Devrim öncesi Meksikası’nın röntgenini çeker.

Sefaletin, adaletsizliğin ve gericiliğin ortasında kalbini temiz, dimağını açık tutmaya çalışarak yaşama gayreti gösteren genç arabacı Andres’in gözünden, işçi sınıfının bilincindeki tanıdık ketleri okuruz. Katolik kilisesinin dayattığı bağnaz pratikler ve yerel yöneticilerin okuryazarlık düzeyini asgaride tutma çabasının gerçeğin üzerini örten kalın perdesi, Andres’in keskin zekâsı, dayanışmacı ruhu ve duyarlılığı sayesinde aralanır.

Meksika kıtasını devrime götüren engebeli yolların tozundan nasibini almış bu naif hikâye, B. Traven’in sınıf savaşımına dair ironik olduğu kadar son derece isabetli tespitleriyle hayat buluyor.

“Yeryüzünün dört bir yanındaki proleterler, birbirlerinin kafalarını kırmaktan ayrı bir zevk alırlar. Dolayısıyla da patronlarının kafası sağlam kalır. Sefil ve umutsuz ekonomik durumlarının baskısı altında biriken öfke, proleterlerin birbirini kardeşçe paralamasıyla yatışır çünkü. Ekonomiyi bir güzel altüst etme fırsatı tam ellerine geçmişken, onların yeterli itici güçten ve sağlıklı bir öfkeden yoksun olmalarının nedeni budur.”

BİRİNCİ BÖLÜM
I.

Andres Ugalde safkan Yerliydi. Büyük Tseltal ulusundandı.

Tsimajovel bölgesindeki bir finca’dan, Lumbojwil’den gelmeliydi. Bu finca’nın tam adı Santa Maria Dolorosa Lumbojwil’di. Lumbojwil, bir Yerli komünü ya da tarım kolektifinin Yerli dilindeki eski adıydı ve işlenmiş toprak anlamına geliyordu. İspanyolların istilasından sonra bu komün Yerlilerin elinden alınmış, toprak da buraları yöneten genel vali tarafından bir İspanyol paralı askerine satılmış ya da armağan edilmişti; bu da komünü finca’ya, yani bey arazisine dönüştürdü. Asıl sahipler, Yerliler, başka hiçbir yere gidemeyeceklerinden, komün topraklarının ortasında bulunan köylerinde oturmaya devam ettiler. Biraz doğdukları toprağa duygusal bağlılıklarından, biraz da nereye giderlerse gitsinler kendilerini aynı yazgının beklediği gerçeğinin hızla yayılıp açığa çıkması yüzünden burada kaldılar. Artık kendi topraklarında bağımsız köylüler olmaktan çok uzaktılar; şimdi finquero, topraklarının yeni sahibi, kendi takdirine ve insafına göre onlara toprak tahsis ediyor, burada kendilerini ve ailelerini yaşatmak için muhtaç oldukları ürünleri yetiştiriyorlardı. Yarı kölesi haline geldikleri yeni sahip için yapmakla yükümlü oldukları çalışmanın karşılığı buydu. İspanyollar, böyle bir komün toprağını ele geçirmişlerse, Yerli dilindeki eski adın yaşamasına izin verirlerdi, yüzyıllardır bu adlara alışmış Yerli halkın nereye ait olduğunu öğrenip aklında tutabilmesi için tek seçenek buydu.

Ama İspanyollar, yeni kazandıkları toprakları kendi tanrılarının koruyacağından emin olmak için, Yerli dilindeki adın önüne iyilik atfettikleri bir sıfat eklerlerdi. Bu olaydaki: Şefkatli Azize Meryem.

Finca zamanla miras ve satışlar yoluyla sayısız kez el değiştirmişti. Ama bu alım satımlarda hiçbir zaman değişmeyen şey, toprağın kendisi ve asıl yerlisiydi. Finca’da bugün hâlâ, henüz İspanyollar gelmeden önce orada yerleşik olan aileler oturur. Bunlar, yeniden kendilerine tahsis edileceği günü sabırla bekleyerek, topraklarına ve yurtlarına sadık kaldılar. Şimdiki sahip İspanyol kökenli bir Meksikalı olan Don Arnulfo Partida’ydı. Gerçi artık damarlarında İspanyol’dan çok Meksikalı ve Yerli kanı taşıdığına hiç kuşku yoktu ama İspanyol kökeniyle pek gururlanıyordu.

II.

Bir finca’ya ait bir peon’un finca’dan ayrılmasına pek sık rastlanmazdı. Baba peon, oğul peon ve kız bir peon’un karısı. Yasa gibi bir şeydi bu. Yine de bir peon kendi yaşamını sürmek için kaçacak olursa, finquero bölgesindeki belediye başkanına beş peso öder, başkan da kaçak peon’u polise yakalatıp finca’ya geri getirtirdi. Peon, kaçmasının cezasını çektikten sonra, bu beş peso’yu da çalışarak ödemek zorunda kalırdı. Ama bir Yerliyi ailesine, soydaşlarına, dostlarına bağlayan duygusal bağlar, bir peon’da ait olduğu finca’dan kaçma düşüncesinin filizlenmesine pek ender rastlanırdı.

Andres Ugalde kaçması gerekmeden ayrılmıştı finca’dan. Finca apaçık yarı kölelik anlamına gelse de, bir peon’un soyunun geldiği finca’dan ayrılınca şansının yaver gitmeyeceği çok açıktır. Birkaç olayda işleri yolunda gitse bile sonunda her şey kötüye gider. Bunu önceden bilmeye, hele de yaşantısını ustalık ve başarıyla yeni bir çevreye uydurmaya zekâsı yetmez peon’un, çünkü finquero bu zekâyı geliştirmekten dehşetle kaçınır. Hele ki peon’un zekâsı bir de devlet eliyle geliştirilsin; o zaman iyice aksileşir ve devlet için en büyük can sıkıntısı haline gelir. Monarşist ya da tek lider olsun, hiç fark etmez, yeter ki, peon’larına gösterilen ve kendisi için tehdit oluşturan bu devlet ilgisini bu yolla engelleyebilsin.

III.

Don Arnulfo’nun kızlarından biri Joveltó’ya gelin gitmişti. Joveltó, yarısı Ladinolar denen Meksikalı, öbür yarısı da safkan Yerli nüfusuyla güzel, temiz bir kasabaydı. Yerliler de Ladinolar da kendilerine ait ayrı birer mahallede otururdu. Ama pazarda ve ticarette Yerlilerle Meksikalılar bir aradaydılar; tıpkı bütün dünyada bir kent halkının başka zamanlarda da bir arada olduğu gibi Meksikalıların kendi belediye başkanları, Yerlilerin de kendi şefleri ya da jefe’leri vardı ya da reis ve cacique’leri, artık adına her ne diyorlarsa.

Doña Emilia yeni yerinde doğru dürüst hizmetçi bulamıyordu, Joveltó’nun Yerli kızlarına alışamadığından mı, yoksa çevresinde aşina olduğu yüzler olsun mu istiyordu bilinmez, sonuçta Yerli bir uşağı bir mektupla birlikte babasına gönderdi. Babasından memleketteki çiftlikten iki kızı kendisine yollamasını rica ediyor, kızların adlarını da hemen veriyordu: Ofelia ve Paulina. İki kız zaten daha önce memlekette, baba evinde hizmet görmüşlerdi ve Doña Emilia mutfakta, oturma odalarında uzun zaman onları görmüştü çevresinde. Hepsini bir çırpıda halledebilmek için, babasından bir de oğlan çocuğu yollamasını rica ediyordu. Genç kocasına dükkânında çok gerekliydi bu çocuk, becerikli olmalıydı.

Don Arnulfo kızının hiçbir isteğini geri çeviremezdi, hele de onun, geçen hafta bazı gerçeklerden haberdar olduğunu çıtlattığı, üstü kapalı sözcüklerle, kendisine emredilen süre içinde onu büyükbaba yapacağını sezdirdiği bir zamanda hiç çeviremezdi. Baba, istenen iki kızı yollamak üzere kolları sıvadı, birlikte gidecek çocuğu da hemen saptadı. Bu çocuk Andres’ti. İki kızdan biri, Ofelia, teyzesiydi Andres’in. Teyzesiyle birlikte gideceği için baba ocağı jacalito’sundan, doğup büyüdüğü kerpiç kulübeden ayrılmak pek zor gelmedi çocuğa.

….

Eklendi: Yayım tarihi

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  • Kategori(ler) Roman (Yabancı)
  • Kitap AdıAraba
  • Sayfa Sayısı240
  • YazarB. Traven
  • ISBN9786256462618
  • Boyutlar, Kapak13,5*21, Karton Kapak
  • YayıneviSel Yayınları / 2025

Yazarın Diğer Kitapları

  1. Pamuk İşçileri ~ B. TravenPamuk İşçileri

    Pamuk İşçileri

    B. Traven

    Dünyanın en hafif dokusu, farklı ülkelerden umutlarını da sırtlayıp gelen mevsimlik işçilerin nefeslerini kesen ağır bir yüke dönüşüyor: İnsanca yaşama arzusu tropik güneşin yakıcılığı...

  2. Köprü ~ B. TravenKöprü

    Köprü

    B. Traven

    Eserleri 40’tan fazla dile çevrilmiş ve milyonlarca okura ulaşmış efsanevi yazar B. Traven’den, insanoğlunun direngenliğine ve dünyanın bütün annelerine adanmış bir armağan: Köprü… Dünyalarını...

  3. Kanlı Yürüyüş ~ B. TravenKanlı Yürüyüş

    Kanlı Yürüyüş

    B. Traven

    Tropik Meksika ormanlarının unutulmaz sembolü görkemli caoba ya da maun ağaçları, B. Traven’in satırlarında acımasız bir sömürünün ve dolayısıyla servetin nesnesi haline geliyor. Maun...

Bebhome Kahve

Aynı Kategoriden

  1. Gazap Tohumları – Dollanganger Ailesi Serisi 3.Kitap ~ V. C. AndrewsGazap Tohumları – Dollanganger Ailesi Serisi 3.Kitap

    Gazap Tohumları – Dollanganger Ailesi Serisi 3.Kitap

    V. C. Andrews

    Amerikalı genç kadın yazar V.C. Andrews, küçük yaşta geçirdiği hastalıktan ötürü ömür boyu üzerinde yaşayacağı tekerlekli sandalyesinde yazmaktan şikâyetçi olmadığını belirtiyor. Kitaplarının konusunu gerçek...

  2. Parfümün Dansı ~ Tom RobbinsParfümün Dansı

    Parfümün Dansı

    Tom Robbins

    ‘Oyunculuk uçarılık değil, bilgeliktir’ diyerek çılgınlık derecesinde ‘oyuncul’ romanlar yazan Tom Robbins, bu romanda hayatımızı var eden en temel kavramlar hakkında düşünmeye ve insanın...

  3. Gölgeler Ormanı ~ Pik-Shuen FungGölgeler Ormanı

    Gölgeler Ormanı

    Pik-Shuen Fung

    Ailenizde kimse duygulardan bahsetmiyorsa siz nasıl yas tutacaksınız? Ruhlar Ormanı’nın isimsiz ana karakteri, babasının ölümünün ardından kafasında bu soruyu döndürüp durur. 1997 yılında Hong...

Haftanın Yayınevi
Yazarlardan Seçmeler
Editörün Seçimi
Kategorilerden Seçmeler

Yeni girilen kitapları kaçırmayın

Şimdi e-bültenimize abone olun.

    Oynat Durdur
    Vimeo Fragman Vimeo Durdur