Arka verandada oturuyorum. Yıldızsız bir gece. Gökyüzü gri bir tülle kaplanmış gibi. Belki yaz yağmurunun habercisidir. Hafif, nemli rüzgâr. Yağsa, otlar, ağaçlar, tarlalardaki sebzeler ve ben rahatlayacağız. Karşı koyun alçak yamaçlarında bir hat boyunca ilerleyen ışık çizgisi nar ağacının yaprakları arasından seçiliyor. Radyoda ezgisi bilindik bir Yunan şarkısı. Yan komşumuz akordeon çalmayı bıraktı.
Fadime Uslu, yeni öykülerini Yaz Korkuları adı altında bir araya getiriyor. Ele aldığı konularla, anlattığı çevrelerle artık kendi çizgisini oturtmuş, öykü okurunun yakından tanıdığı bir yazar Fadime Uslu. Öykülerinde, zamana direnen sevgilerin, duygularına gem vurmak istemeyen küçük insanların izi var. Yaz Korkuları, sizi daha ilk sayfalarında bu güzel, içli insanların dünyasına buyur edecek. O dünyayı o insanlarla paylaşmaktan mutluluk duyacaksınız.
Kendimizi yaratılmış nesnelere bağımlı kıldığımız ve
irademizi geçici amaçlara teslim ettiğimiz sürece hepimizi
aynı kurt kemiriyor demektir.
DJUNA BARNES
İçindekiler
Yazı Tura ………………………………………………………………… 13
Çember ………………………………………………………………….. 23
Olağan Akışlar …………………………………………………………. 29
Faytoncu İsmail ……………………………………………………….. 41
Sançez Memet ………………………………………………………… 47
Yengemin Melekleri …………………………………………………. 53
Yaz Korkuları ………………………………………………………….. 69
İki Kırlangıç Gibi …………………………………………………….. 93
YAZI TURA
Dışarı çıktığımda sis hâlâ kalkmamıştı ve ince bir yağmur yağıyordu. Gerçi çıkmadan önce de biliyordum. Öğleden sonra hava değişmiş, bulutlar alçalmış, kâbus gibi bir sis çökmüştü. Bütün günü evde geçirmiştim. Balkondaki eski şezlonga uzanıp saatlerce polisiye okudum. Hemen aşağıdaki yıkıntı gecekondunun bahçesinden çiçeklenmiş iğde ağaçlarının kokusu geliyordu. Okuduğum romanın dekoru 40’lı yılların San Fransisko’suydu. Gece yarısı kuytuda cinayet işlenmişti. En zayıf halkanın gözden çıkarılıp harcanmasının nedeni büyük suçun perdelenmesiydi. Çetrefil işlerin içine çekilen dedektifse sıkı içiciydi. Olaylar sarpa sarıyor ama rahatlığından asla ödün vermiyordu. Beni çeken de buydu. Tütün sardığı sahneler öyle bir anlatılmıştı ki imrenip üst üste sigara yaktım. Kâğıdıyla tütününü ince ince ezmiştim. O sırada Yazı, yani sokaktan bulup eve getirdiğim tekir, cama patisini yapıştırmış, yakarıyordu. Balkona alamazdım. Daha önce bahçeye atlayıp bacağını kırmıştı. Henüz gençti, toparlanması kısa sürdü. Şimdi sapasağlam. Serra’nın bir not bile bırakmadan gittiğinin ertesi günü çıkmıştı karşıma. Çaresiz ve korkuyla bakan, ses çıkarmadan miyavlayan, elimi başına doğru uzatınca inleyen, avuç içi kadar bir yavruydu. Kaybolmuş ya da terk edilmişti. İkimiz de doğru adresi bulmuştuk. Ona, Yazı, dedim, paranın öteki yüzü gelseydi adını Tura koyacaktım. Hep yanımda olmak istiyordu. Salona geçip oyalanması için oyunlar kurdum. Bunun dışında yaptığım tek şey, içki şişelerini çıkarıp diplerinde kalanları bir bardağa süzmekti. Pencereden görülen evlerin üzeri kalın bir örtüyle kapanmış gibiydi. Akşam karanlığı çökünce iyice daraldım. Oysa her şey iyi olmaya başlamıştı. İyilik belki de iğde ağaçlarında, kedide, kitabın kendisinde, hatta içkideydi. Evde oturamayacaktım. Dışarı çıkmalıydım. Dışarı çıkarsam nereye gideceğim, açıkçası, ayaklarımın beni nereye götüreceği belliydi: Yorgun’un Yeri. İşimden izinliydim. Bu kendi kendime verdiğim bir izindi. Yani, hasta olmadığım halde bir gün önce sağlık raporu aldım. Aile hekimini istismar etmemin gerekçesini söylemedim. Okulu aradım. Müdür çıktı telefona. Başka zaman olsa yalandan hastalığa inanmadığını belli etmek için uzun uzun susar sonra da işgüzar tavrını takınıp raporu izne çevirmemiz gerekir, gelmelisiniz, derdi; demedi. Mesleğinin görevlerini unutmuş, dış tehditlerden ailesini toparlamaya çalışan bir abi gibi, “Anlıyorum. Geçmiş olsun, iyice dinlenin,” dedi. Tepkime hak veriyor olabilirdi. Ama hiçbir şeyden anladığı yoktu.
Sisli bir sokakta yürümek her zaman içimi daraltırdı. Bu gece ise içim havadan bulanık, sokaktan daha dardı. Birinin beni takip ettiği hissine kapılmıştım. Kuru yaprak çıtırtısına benzeyen ayak sesleri duyuyor ama arkama dönüp bakamıyordum.
Sarı bir köpek, tırısa kalkmış at gibi yanımdan geçip gitti. Sis lambalarını yakmış, diye düşündüm ve bu durumda bile kendi kendime güldüm. Yine de endişeliyim, ya bir ağaca bindirirse?
Artık ezberlediğim, neredeyse gözü kapalıymış gibi gittiğim Yorgun’un yerini görünce şaşırdım. Işığı yanmıyordu. Kapalı mıydı yoksa? Bu gece daha mı yorgundu, neydi? Geri dönüyordum. Sarı köpek elektrik direği altında arka ayakları üzerinde oturmuş bana bakıyordu. Kulakları düşmüş, başını yana bükmüştü. İçeriden sesler geliyordu, onunla ilgilenmekten, dönmekten vazgeçtim. Kapıyı açınca bu kez başka bir biçimde şaşırdım. Ekip her zamanki masasındaydı. Keyifleri yerindeydi. Yorgun da garson da müşteriymiş gibi aralarında oturuyordu. Lambalar sönmüş, sadece bir mumun ışığına kalmışlardı. Kızıl alev titredikçe bana bakan yüzleri uzuyor, hareket eden gövdelerinin gölgesi duvarda şekilden şekile giriyordu. Tahta masadaki yuvarlak metal bir tepside üç tane fırınlanmış kuzu kellesi vardı. Üçünün de üzerine kocaman birer göz kondurulmuş, burun deliklerine maydanoz sapları sokulmuştu. Solmuş domates dilimleri ve yeşilliklerle süslenen tepsinin etrafına çatallar dizilmişti. Tam ortada kırmızı şeritli mika çay tabağındaki mum çıtırdayarak yalazlanıyordu. Demek bir şey kutlanacaktı.
“Ooo, Hoca, bu gecede senin de kısmetin varmış, gel hele,” dedi hurdacı Yakup.
“Özel bir durum var galiba. Mekân kapalı mı?”
“Yok Hocam, başkalarına kapalı da sana açık,” dedi Yorgun.
“Elektrikleri mi kestiler, faturaları mı yatırmadın yoksa?”
Pencere önündeki masaya oturdum.
Yorgun, gülerek ensesini kaşıdı.
“Tahmin ettiğin gibi değil.”
“Eee, ne iş o zaman?”
“Yakup acayip bir vurgun vurmuş,” diye öne atıldı Apuş.
Yakup oturduğu yerden geriye doğru kaykılıp güldü.
“Eee,” dedi, “uyanık olucan. Herif neyi hurda diye sattığını bilmiyorsa gözünün yaşına da bakmıycan. Öyle değil mi ama.”
….
Bu kitabı en uygun fiyata Amazon'dan satın alın
Diğerlerini GösterBurada yer almak ister misiniz?
Satın alma bağlantılarını web sitenize yönlendirin.
- Kategori(ler) Öykü
- Kitap AdıYaz Korkuları
- Sayfa Sayısı104
- YazarFadime Uslu
- ISBN9789750719707
- Boyutlar, Kapak12,5x19,5 cm, Karton Kapak
- YayıneviCan Yayınları / 2014
Yazarın Diğer Kitapları
Aynı Kategoriden
- Perili Köşk ve Seçme Hikâyeler ~ Ömer Seyfettin

Perili Köşk ve Seçme Hikâyeler
Ömer Seyfettin
O gece hiç uyuyamadım. Dalar dalmaz Hasan’ın hayali gözümün önüne geliyor, “İftiracı, iftiracı!” diye karşımda ağlıyordu. Küçük hayal gücüm o vakitki dinî terbiyenin dehşetleriyle...
- Venedik’te Ölüm ~ Thomas Mann

Venedik’te Ölüm
Thomas Mann
Thomas Mann’ın yazarlık yaşamında Venedik’te Ölüm’ün özel bir yeri vardır. 1929’da Nobel Edebiyat Ödülü’ne değer görülen Mann, Birinci Dünya Savaşı’nın hemen öncesinde yayımlanan Venedik’te...
- Karanlığın Yüreği ~ Joseph Conrad

Karanlığın Yüreği
Joseph Conrad
Joseph Conrad’ın denizci olduğu yıllarda Kongo’ya yaptığı bir yolculuktan esinlendiği Karanlığın Yüreği, yazarın en önemli yapıtı olmasının yanı sıra sömürgecilik konusunu derinlemesine irdeleyen bir...






